Teknoloji
Goodyear’ın 60’lı Yıllarda Üretip Sonradan Rafa Kaldırdığı Acayip İcat: Parlayan Lastikler
1960’lı yıllar, Amerika Birleşik Devletleri’nde yalnızca otomobil dünyasının değil, aynı zamanda tüm teknolojik vizyonun değiştiği bir dönemdi. Uzay Çağı rüzgarı her yeri kasıp kavuruyor, yeni materyaller, fütüristik tasarımlar ve geleceğe dair iddialı vizyonlar hayatın her alanına yansıyordu. İşte bu ortamda Goodyear, otomobil lastiği konusundaki sınırları zorlayan ve adeta bilim kurgu filmlerinden çıkmış bir icatla gündeme geldi: ışıklı, yani parlayan lastikler.
O dönemde şirket, medyaya gönderdiği davetiyelerde “lastik sektörünü sonsuza kadar değiştirecek” bir yenilikten söz ediyordu. Beklentiler büyüktü ve ortaya çıkan ürün gerçekten de şaşkınlık uyandırdı. Bugün bile pek çok otomobil tutkunu, Goodyear’ın neden bu projeyi rafa kaldırdığını merak eder.
Neothane: Geleceğin Malzemesi
Goodyear’ın bu fikri hayata geçirmesindeki kilit rol, kimya alanındaki gelişmelere dayanıyordu. Şirketin kimyagerlerinden William Larson ve Anthony Finelli, “Neothane” adını verdikleri yeni bir malzeme geliştirdi. Bu malzeme, sentetik bir poliüretan kauçuktu ve geleneksel kauçuk yerine şeffaf yapısıyla dikkat çekiyordu.
Neothane’ın en büyük özelliği yarı saydam oluşuydu. Bu sayede içine ışık yerleştirmek mümkün hale geldi. Dahası, malzemeye az miktarda boya eklenerek lastikler kırmızı, yeşil, mavi, sarı ve turuncu gibi farklı renklerde üretilebiliyordu. Kısacası, otomobil lastikleri yalnızca işlevsel bir parça değil, adeta görsel bir şölene dönüşüyordu.

Işıldayan Lastiklerin Tanıtımı
1961 yılında Goodyear, bu lastikleri özel konsept araçlarla tanıttı. En dikkat çekici örneklerden biri, Jim Street’in Golden Sahara II isimli özel otomobiliydi. Aracın üzerinde kullanılan ışıklı lastikler, gece karanlığında adeta bir uzay gemisini andırıyordu.
Lastiklerin içine yerleştirilen 18 küçük ampul, lastiği her yönden aydınlatıyordu. Düşünsenize; 60’lı yıllarda Amerika’nın otoyollarında rengarenk ışık saçan otomobiller dolaşsaydı, bu manzara yalnızca otomobil tutkunlarını değil, tüm toplumu büyülerdi.
İlk Tepkiler: Heyecan ve Hayranlık
Goodyear’ın tanıtımı medyada büyük ses getirdi. Dönemin gazeteleri ve otomobil dergileri, bu icadı “geleceğin teknolojisi” olarak lanse etti. Sektör temsilcileri de bu ürünün otomotiv dünyasına farklı bir boyut getireceğini düşünüyordu. Çünkü o yıllarda otomobil sadece ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı ve prestij simgesiydi.
Işıldayan lastikler, gençlerin ilgisini çekebilir, otomobil modasına yeni bir yön verebilirdi. Hatta bazı yorumcular, bu lastiklerin “gece güvenliğini artırabileceğini” bile öne sürdü. Çünkü yoldaki araçların görünürlüğü daha yüksek olacaktı.

Testler ve Büyük Hayal Kırıklığı
Ancak işin teknik boyutuna gelindiğinde işler istenildiği gibi gitmedi. Neothane lastiklerle yapılan testler, bu parlak fikrin ciddi kusurlara sahip olduğunu gösterdi:
- Yüksek hız sorunları: 100 km/s’nin üzerinde lastikler çekiş gücünü kaybediyordu.
- Isınma problemi: Lastikler çabuk ısınıyor, bu da aşınmayı hızlandırıyordu.
- Fren performansı: Islak zeminlerde fren mesafesi uzuyordu, bu da güvenlik açısından büyük bir risk demekti.
- Dayanıklılık: Görsel olarak güçlü olsalar da, uzun vadede geleneksel kauçuk lastikler kadar güvenilir değillerdi.
Goodyear, bu sorunları gidermek için yıllarca çalıştı. Ancak çözüm bulunsa bile başka bir engel ortaya çıktı: maliyet. Işıldayan lastikler, normal lastiklere kıyasla çok daha pahalıya mal oluyordu. Seri üretime geçilse bile geniş kitlelere hitap edemeyeceği anlaşıldı.
Neden Raflara Kaldırıldı?
Yaklaşık on yıl süren denemelerin ardından Goodyear, ışıklı lastik projesini tamamen durdurdu. Şirketin açıklamasına göre, ürün her ne kadar estetik açıdan devrimsel olsa da, performans ve maliyet sorunları nedeniyle sürdürülebilir değildi.
Ayrıca otomotiv dünyasında 1970’lerle birlikte daha farklı öncelikler öne çıktı: güvenlik, yakıt ekonomisi ve çevre dostu teknolojiler. Bu şartlar altında parlayan lastikler, “lüks bir gösteriş ürünü” olarak kalmaya mahkumdu.

Bugün Olsaydı Ne Olurdu?
Günümüzde otomotiv sektörü, LED teknolojisi, akıllı aydınlatma sistemleri ve elektrikli araçlarla bambaşka bir noktada. Eğer Goodyear’ın ışıklı lastik fikri bugünkü teknolojilerle birleşseydi, belki de estetikten çok güvenlik odaklı bir çözüm olarak karşımıza çıkabilirdi.
Örneğin:
- Gece sürüşlerinde lastiklerin renk değiştirmesi, yol koşullarına dair sürücüyü uyaran bir sistem olabilirdi.
- Acil durum frenlerinde kırmızıya dönen lastikler, arkadaki sürücülere ekstra uyarı verebilirdi.
- Elektrikli araçlarda sessizliği telafi eden görsel bir “varlık göstergesi” olarak kullanılabilirdi.
Kısacası, bugün olsa bu fikir yalnızca fütüristik değil, aynı zamanda işlevsel bir icat haline gelebilirdi.
Kültürel Etkisi
Her ne kadar ticari başarıya ulaşamasa da, Goodyear’ın ışıklı lastikleri otomotiv tarihine unutulmaz bir not düştü. Bu konsept, yıllar sonra bile otomobil fuarlarında ve belgesellerde gündeme gelmeye devam etti. Özellikle Golden Sahara II, koleksiyonerlere ve meraklılara ilham kaynağı oldu.
Hatta günümüz otomobil modifikasyon kültüründe neon ışıklar, LED jantlar ve aydınlatmalı detayların popüler olması, bu fikrin modern bir yansıması olarak görülebilir.
Trendyol’da 2025 Sonbahar Koleksiyonu: Zamansız Şıklık, Trend Parçalar ve Sezonun Yıldız Ürünleri
Sonuç
Goodyear’ın 1960’larda geliştirdiği parlayan lastikler, otomotiv tarihinin en sıra dışı ama aynı zamanda en unutulmaz icatlarından biri olarak hafızalara kazındı. Her ne kadar güvenlik ve maliyet engelleri nedeniyle rafa kaldırılmış olsa da, bu fikir bir dönemin ruhunu, geleceğe dair umutlarını ve teknolojiye olan sınırsız inancını temsil ediyor.
Bugün olsa belki farklı bir teknolojiyle yeniden hayat bulabilecek olan bu lastikler, hâlâ “keşke yollarda görebilseydik” dedirten icatlar arasında yer alıyor.
Teknoloji
Apple Türkiye’de Vergileri Düşürdü! App Store Fiyatlarında Yeni Dönem Başladı
Dijital dünyanın en büyük ekosistemlerinden birine sahip olan Apple, küresel çapta yürüttüğü fiyatlandırma politikalarında önemli bir güncellemeye gitti. Şirket, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu dokuz ülkede App Store fiyatlarını etkileyen vergi düzenlemelerini resmi olarak duyurdu. Yapılan bu güncelleme yalnızca kullanıcıların uygulama ve uygulama içi satın alım fiyatlarını değil, aynı zamanda App Store üzerinden gelir elde eden milyonlarca geliştiricinin kazanç dengesini de doğrudan etkiliyor. Özellikle Türkiye’de dijital satış vergisinin düşürülmesi ise hem yerli kullanıcılar hem de yazılım geliştiriciler açısından dikkat çekici ve olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Son yıllarda mobil uygulama pazarının büyümesiyle birlikte dijital mağazalarda uygulanan vergi oranları ülkelerin ekonomik politikaları doğrultusunda sürekli değişkenlik gösteriyor. Apple ise bu değişimlere uyum sağlamak amacıyla belirli aralıklarla fiyat güncellemeleri gerçekleştiriyor. Yapılan son düzenleme de bu kapsamda değerlendirilirken, şirketin küresel fiyat tutarlılığını koruma hedefinin bir parçası olarak görülüyor.
App Store Fiyat Güncellemesi Neyi Değiştiriyor?
Apple tarafından yapılan açıklamada, fiyat güncellemesinin temel amacının yerel yasal düzenlemelere uyum sağlamak ve ülkeler arasındaki fiyat dengesini korumak olduğu belirtildi. Bu güncelleme yalnızca uygulamaların mağaza fiyatlarını değil; abonelik sistemlerini, oyun içi satın alımları, dijital kitapları, dergileri ve çeşitli premium içerikleri de kapsıyor. Yani mobil dünyada para ile alınabilen neredeyse tüm dijital ürünler bu düzenlemeden etkilenmiş durumda.
Şirketin geliştiricilere gönderdiği bilgilendirme metinlerinde ise fiyat ayarlamalarının otomatik sistemler aracılığıyla yapıldığı özellikle vurgulandı. Bu otomasyon sürecinde döviz kurları, finansal veri sağlayıcıların sunduğu bilgiler ve her ülkenin güncel vergi oranları dikkate alınıyor. Böylece hem kullanıcılar için ani ve dengesiz fiyat artışlarının önüne geçilmiş oluyor hem de geliştiricilerin manuel hesaplama yapma zorunluluğu ortadan kalkıyor.
Bu güncellemenin dikkat çeken yönlerinden biri ise ülkeler arasındaki vergi farklılıklarının fiyatlara doğrudan yansıması oldu. Bazı ülkelerde vergi artışı nedeniyle uygulama fiyatları yükselirken, bazı ülkelerde ise vergi indirimi sayesinde fiyatlarda düşüş yaşanması bekleniyor.

Türkiye’de Dijital Satış Vergisi Düştü
Yapılan düzenlemenin Türkiye açısından en önemli noktası, dijital satış vergisi oranının düşürülmesi oldu. Önceki dönemde %7,5 olarak uygulanan oran, yeni düzenlemeyle birlikte %5 seviyesine çekildi. Bu düşüş, özellikle uygulama içi satın alımlarda ve abonelik tabanlı servislerde kullanıcıların daha uygun fiyatlarla karşılaşabileceği anlamına geliyor.
Türkiye’de mobil uygulama kullanımı son yıllarda ciddi bir artış göstermiş durumda. Eğitim uygulamalarından oyunlara, finans araçlarından dijital yayın platformlarına kadar geniş bir yelpazede App Store aktif biçimde kullanılıyor. Dolayısıyla yapılan bu vergi indirimi yalnızca bireysel kullanıcılar için değil, aynı zamanda yerli yazılım geliştiriciler ve içerik üreticileri için de önemli bir ekonomik avantaj sunuyor.
Vergi indiriminin bir diğer olumlu etkisi ise rekabet ortamını güçlendirmesi olabilir. Daha uygun fiyatlı uygulamalar, kullanıcıların satın alma kararlarını olumlu yönde etkileyebilir ve dijital pazarın daha canlı hale gelmesine katkı sağlayabilir.
Diğer Ülkelerde Durum Nasıl?
Apple’ın açıkladığı güncelleme yalnızca Türkiye ile sınırlı değil. Farklı ülkelerde farklı vergi düzenlemeleri yürürlüğe girdi ve bu değişiklikler App Store fiyatlarına doğrudan yansıdı. Bazı ülkelerde KDV oranları yükselirken, bazı ülkelerde ise indirime gidildi.
Örneğin Kazakistan ve Rusya’da KDV oranlarının artması nedeniyle uygulama fiyatlarının yükselmesi bekleniyor. Finlandiya ve Litvanya gibi ülkelerde ise dijital yayın ürünlerinde uygulanan indirimli KDV oranlarının düşürülmesi, kullanıcılar için daha erişilebilir fiyatlar anlamına geliyor. Bu çeşitlilik, Apple’ın küresel pazarda faaliyet gösterirken her ülkenin ekonomik ve hukuki yapısına göre farklı stratejiler uyguladığını gösteriyor.

Geliştiriciler Açısından Ne Anlama Geliyor?
App Store ekosisteminde en kritik aktörlerden biri şüphesiz geliştiriciler. Fiyat güncellemeleri onların gelir dengesini doğrudan etkileyebiliyor. Apple’ın otomatik fiyat eşitleme sistemi, bu noktada geliştiricilere büyük bir kolaylık sağlıyor. Otomatik sistemi kullanan geliştiriciler için yeni vergi oranlarına göre fiyatlar Apple tarafından otomatik biçimde güncelleniyor ve ekstra işlem yapmalarına gerek kalmıyor.
Ancak fiyatlarını manuel olarak yöneten geliştiriciler için durum biraz daha karmaşık. Her ülkenin yeni vergi oranını takip etmek, fiyat listesini güncellemek ve rekabet avantajını korumak için düzenli kontrol yapmak gerekiyor. Aksi halde bazı pazarlarda gelir kaybı yaşanması ya da rekabet gücünün zayıflaması mümkün hale gelebiliyor.
Bu nedenle Apple, geliştiricilere yönelik App Store Connect panelinde “Fiyatlandırma ve Uygunluk” bölümünü güncellediğini duyurdu. Geliştiriciler bu bölümden önerilen fiyat kademelerini görebiliyor ve yeni oranlara göre düzenlemelerini kolaylıkla yapabiliyor.

Kullanıcılar İçin Etkisi Ne Olacak?
Kullanıcılar açısından bakıldığında vergi düzenlemeleri doğrudan fiyatlara yansıyor. Vergi oranlarının arttığı ülkelerde uygulama fiyatlarında yükseliş kaçınılmaz hale gelirken, vergi indirimi yapılan ülkelerde fiyat düşüşü görülmesi bekleniyor. Türkiye’deki vergi indirimi, özellikle oyun içi satın alım yapan genç kullanıcılar ve abonelik sistemlerine bağlı dijital platform kullanıcıları için olumlu bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Ayrıca fiyat güncellemelerinin şeffaf biçimde duyurulması, kullanıcıların fiyat değişikliklerinin nedenini anlamasını kolaylaştırıyor. Bu şeffaflık, markaya olan güveni artıran önemli unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Şeker Tüketimi Kaynaklı Cilt Kırışıklığını Minimuma İndirmenin Yolları
Küresel Dijital Ekonomide Yeni Denge
Apple’ın yaptığı bu düzenleme, küresel dijital ekonominin ne kadar dinamik ve değişken bir yapıya sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Dijital mağazalar artık yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, ülkelerin ekonomik politikalarının da doğrudan etkilediği alanlar haline gelmiş durumda. Vergi oranları, döviz kurları ve yerel düzenlemeler; uygulama fiyatlarının belirlenmesinde kritik rol oynuyor.
Apple ise bu karmaşık yapıyı dengelemek adına düzenli fiyat güncellemeleri yaparak hem geliştiricilerin hem de kullanıcıların haklarını korumayı hedefliyor. Şirketin attığı bu adım, yalnızca bir fiyat değişikliği değil; aynı zamanda küresel pazarda sürdürülebilir ve adil bir dijital ekosistem kurma çabasının bir parçası olarak görülüyor.
Sonuç olarak, Türkiye’deki vergi indirimi kısa vadede kullanıcılar için daha uygun fiyatlar anlamına gelirken, geliştiriciler için de rekabet avantajı sağlayabilecek bir fırsat sunuyor. Dijital ekonominin hızla büyüdüğü günümüzde bu tür düzenlemelerin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi ve mobil uygulama dünyasında yeni dengeler oluşturması bekleniyor.
Teknoloji
Nakit Paranın Bir Gün Tamamen Kalkması Mümkün mü? Dijitalleşen Dünyada Paranın Geleceği
Para, insanlık tarihinin en köklü icatlarından biri. İlk dönemlerde takas sistemiyle başlayan alışveriş alışkanlıkları zamanla madeni paralara, ardından kâğıt banknotlara ve nihayetinde plastik kartlara dönüştü. Bugün ise temassız ödemeler, mobil cüzdanlar ve QR kod sistemleri günlük hayatın sıradan bir parçası hâline gelmiş durumda. Bu dönüşüm, akıllara kaçınılmaz bir soruyu getiriyor: Nakit para bir gün tamamen ortadan kalkabilir mi?
Son yıllarda özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar için nakit para kullanımı gözle görülür biçimde azaldı. Market alışverişinden toplu taşımaya, restoran ödemelerinden çevrim içi alışverişlere kadar pek çok işlem artık dijital kanallar üzerinden gerçekleşiyor. Bu durum yalnızca konfor değil, aynı zamanda hız ve pratiklik de sağlıyor. Ancak mesele sadece kolaylık değil; bu dönüşümün ekonomik, sosyolojik ve hatta psikolojik boyutları da var.
Paranın Evrimi: Taştan Çipe Uzanan Yolculuk
İnsanlık tarihinde para her zaman değişti. İlk çağlarda insanlar ihtiyaçlarını takas yoluyla karşılarken, bu sistem zamanla yetersiz kalmaya başladı. Ardından değerli madenler para yerine geçmeye başladı. Altın ve gümüş sikkeler yüzyıllar boyunca ticaretin temel aracı oldu. Daha sonra devletlerin banknot basmasıyla birlikte kâğıt para dönemi başladı.
- 20.yüzyılın sonlarına doğru kredi kartları ve banka kartları hayatımıza girdi. 21. yüzyıla gelindiğinde ise dijital bankacılık, mobil ödeme uygulamaları ve kripto para kavramları gündeme yerleşti. Artık para yalnızca cebimizde değil; telefonlarımızda, bilgisayarlarımızda ve hatta saatlerimizde taşınabiliyor. Bu evrim, nakdin yavaş yavaş geri plana itilmesine neden oldu.
Nakitsiz Toplum Kavramı Nedir?
“Nakitsiz toplum” kavramı, tüm finansal işlemlerin dijital ortamda gerçekleştiği ve fiziksel paranın neredeyse hiç kullanılmadığı sistemleri tanımlamak için kullanılıyor. Bu modelde bireyler alışverişlerini kartlarla, mobil uygulamalarla veya biyometrik kimlik doğrulamalarıyla gerçekleştiriyor. Banknotlar ve madeni paralar ise yalnızca sembolik birer araç hâline geliyor.
Bazı ülkeler bu modele oldukça yaklaşmış durumda. Kuzey Avrupa ülkelerinde günlük işlemlerin büyük çoğunluğu dijital olarak yapılıyor. Sokak satıcılarından kilise bağışlarına kadar birçok yerde nakit para kabul edilmiyor. Bu durum, teknolojik altyapının güçlü olduğu ve toplumun dijital dönüşüme hızla uyum sağladığı ülkelerde nakdin yerini kolaylıkla dijitale bırakabileceğini gösteriyor.
Ancak bu örnekler her ülke için geçerli değil. Dünya genelinde milyonlarca insan hâlâ nakit para kullanıyor ve dijital ödeme sistemlerine erişimi bulunmuyor. Bu nedenle nakitsiz toplum kavramı evrensel bir gerçeklikten ziyade bölgesel bir eğilim olarak değerlendiriliyor.

Dijital Ödeme Sistemlerinin Avantajları
Nakit paranın azalmasının en büyük nedenlerinden biri dijital ödeme sistemlerinin sunduğu avantajlar. Bunların başında hız geliyor. Bir alışverişte bozuk para aramak ya da para üstü beklemek yerine tek dokunuşla ödeme yapmak büyük bir zaman tasarrufu sağlıyor. Özellikle yoğun şehir yaşamında bu hız büyük bir konfor anlamına geliyor.
Bir diğer önemli avantaj ise kayıtlılık. Dijital işlemler iz bırakır. Bu durum vergi kaçakçılığı, kara para aklama ve kayıt dışı ekonomiyle mücadelede devletlere önemli bir araç sunar. Ayrıca bireyler de harcamalarını daha net takip edebilir. Banka uygulamaları sayesinde aylık bütçe kontrolü yapmak ve finansal planlama oluşturmak daha kolay hâle gelir.
Güvenlik de önemli bir artıdır. Fiziksel paranın çalınma veya kaybolma riski vardır. Dijital sistemlerde ise kimlik doğrulama ve şifreleme teknolojileri sayesinde para daha korunaklı hâle gelir. Ayrıca devletler için para basma, dağıtma ve koruma maliyetleri azalır. Kâğıt ve metal üretimi gibi süreçlerin ortadan kalkması ekonomik yükü hafifletir.

Nakitsiz Dünyanın Riskleri ve Tehlikeleri
Her teknolojik dönüşüm gibi dijitalleşmenin de riskleri bulunuyor. Nakitsiz bir sistemin en büyük tehlikesi siber güvenliktir. Büyük çaplı bir siber saldırı, bankacılık sistemlerini devre dışı bırakabilir ve milyonlarca insanın parasına erişimini engelleyebilir. Elektrik kesintileri, internet arızaları veya sunucu problemleri de günlük hayatı durma noktasına getirebilir.
Bir diğer risk ise mahremiyet meselesidir. Tüm harcamaların kayıt altında olması bireylerin finansal gizliliğini ortadan kaldırabilir. Hangi ürünü ne zaman aldığınızdan hangi şehirde ne kadar harcadığınıza kadar her veri dijital iz bırakır. Bu durum, gözetim toplumuna doğru bir geçiş anlamına gelebilir ve bireysel özgürlükler açısından tartışmalı bir konu oluşturur.
Ayrıca dijital uçurum denilen bir gerçek var. Yaşlı bireyler, kırsal kesimde yaşayanlar veya teknolojik cihazlara erişimi olmayan insanlar dijital ödeme sistemlerine adapte olmakta zorlanabilir. Bu durum sosyal eşitsizlikleri derinleştirebilir. Nakit para, bu kesimler için hâlâ temel ve vazgeçilmez bir araçtır.
Ekonomik ve Sosyolojik Boyut
Nakit paranın ortadan kalkması yalnızca teknik bir dönüşüm değil, aynı zamanda kültürel bir değişimdir. Para yalnızca alışveriş aracı değildir; aynı zamanda psikolojik bir güven unsurudur. İnsanların cebinde fiziksel para taşımak istemesinin altında kontrol hissi yatar. Dijital ortamda görülen rakamlar bazen soyut gelebilir ve bu durum harcama alışkanlıklarını da etkileyebilir.
Ekonomik açıdan bakıldığında ise nakitsiz sistemler kayıt dışı ekonomiyi azaltabilir ancak aynı zamanda bankacılık sistemine tam bağımlılık yaratır. Bu bağımlılık, kriz dönemlerinde büyük sorunlara yol açabilir. Örneğin bir finansal çöküş yaşandığında insanlar fiziksel paraya ulaşamadığında panik ortamı oluşabilir.

Süveyş İçin Tasarlanan Özgürlük Heykeli’nin Hikâyesi
Gelecekte Nakit Para Tamamen Yok Olur mu?
Teknik olarak mümkün olsa da yakın gelecekte tamamen ortadan kalkması pek olası görünmüyor. Nakit para hâlâ birçok insan için güvenli bir liman. Dijital sistemlerin gelişmesiyle birlikte kullanımı azalabilir ancak tamamen silinmesi uzun yıllar alacaktır. Büyük ihtimalle hibrit bir sistem devam edecek; yani dijital ödemeler yaygınlaşırken nakit para da varlığını sürdürecek.
Gelecekte biyometrik ödeme sistemleri, blokzincir teknolojileri ve merkez bankası dijital paraları daha fazla gündeme gelecek. Ancak insan psikolojisi ve sosyal eşitlik faktörleri nedeniyle fiziksel para tamamen tarih sahnesinden silinmeyebilir. İnsanlık yüzyıllardır parayı yalnızca bir ödeme aracı olarak değil, aynı zamanda bir güven ve özgürlük simgesi olarak da görüyor.
Sonuç olarak, dünya giderek dijitalleşse de nakit para yakın zamanda tamamen ortadan kalkmayacak gibi görünüyor. Teknoloji ilerledikçe kullanım oranı azalacak ancak toplumların tamamı aynı hızda dönüşmeyecek. Belki de geleceğin dünyasında para, cebimizde değil ama her zaman bir yerlerde var olmaya devam edecek.
Teknoloji
Vergi Muafiyeti Bitti Ama: Vergisini Ödeyerek İnternetten Yurt Dışı Alışveriş Yapmak Mümkün mü?
Yurt dışından internet üzerinden alışveriş yapan herkesin son haftalarda aklını kurcalayan tek bir soru var: “30 euro vergi muafiyeti kalktı ama vergisini ödesem bile sipariş verebilir miyim?”
6 Şubat itibarıyla yürürlüğe girecek yeni düzenleme, yıllardır alıştığımız bireysel yurt dışı alışveriş pratiğini kökten değiştiriyor. Artık mesele yalnızca ürün fiyatı ya da ödenecek vergi değil; doğrudan sistemin kendisi değişmiş durumda.
Bu yazıda, yeni düzenlemenin ne anlama geldiğini, bireysel kullanıcıyı nasıl etkileyeceğini, teoride mümkün olanla pratikte karşılaşılacak gerçekliği net bir şekilde ele alıyoruz.
30 Euro Muafiyeti Ne Anlama Geliyordu?
Bugüne kadar yürürlükte olan sistemde, yurt dışından kargo veya posta yoluyla getirilen ürünlerde 30 euroya kadar bir muafiyet sınırı vardı. Bu sınır, “Bireysel Hızlı Kargo Muafiyeti” olarak adlandırılıyordu.
Bu sistem sayesinde:
- Küçük tutarlı alışverişler yapılabiliyor,
- Sipariş sırasında vergi otomatik tahsil ediliyor,
- Paketler ETGB (Elektronik Ticaret Gümrük Beyanı) kapsamında hızlıca teslim ediliyordu,
- Gümrük müşaviri, detaylı beyan, depo masrafı gibi işlemler gerekmiyordu.
Kısacası kullanıcı, “vergisini ödedim, ürünü bekliyorum” diyerek süreci sorunsuz tamamlayabiliyordu.

6 Şubat’ta Ne Değişiyor?
6 Şubat itibarıyla bu muafiyet tamamen kaldırılıyor. Yani artık 30 euro altı–üstü ayrımı yapılmadan, yurt dışından gelen her paket ticari ithalat prosedürüne tabi tutulacak.
Bu değişiklik, teknik olarak “yurt dışından alışveriş yasaklandı” anlamına gelmiyor. Ancak bireysel kullanıcı açısından fiilen mümkün olmayan bir noktaya taşıyor.
Yeni sistemin temel mantığı şu:
Devlet, yurt dışından gelen her gönderiyi “ticari işlem” olarak değerlendirecek.
“Vergisini Ödesem de Alamaz mıyım?” Sorusu
Bu noktada en kafa karıştırıcı kısma geliyoruz.
Cevap net ama iki katmanlı:
- Teoride: Evet, mümkün.
- Pratikte: Hayır, neredeyse imkânsız.
Neden?
Çünkü artık bir ürün sipariş ettiğinizde şu süreçler devreye giriyor:
1. Hızlı Kargo Kapsamından Çıkış
Siparişiniz artık ETGB kapsamında değerlendirilmiyor. Yani “hızlı ve basit” gümrük süreci sona eriyor.
2. Gümrük Müşaviri Zorunluluğu
Her bir paket için yetkili bir gümrük müşaviri ile çalışmanız gerekiyor. Bu, bireysel kullanıcı için başlı başına büyük bir maliyet.
3. Ek Masraflar
Ödeyeceğiniz kalemler yalnızca vergiyle sınırlı değil:
- Gümrük müşavirlik ücreti
- Ardiye (depo) ücreti
- Ordino ücreti
- Damga vergisi
- Gerekirse ek belge masrafları
Sonuç olarak, 5–10 euro’luk basit bir ürün için bile yüzlerce hatta binlerce liralık ek masraf çıkabiliyor.
Pratik Bir Örnek
Diyelim ki yurt dışından 8 euro’ya bir telefon kılıfı sipariş verdiniz.
Eski sistemde:
- Sipariş sırasında %30–60 vergi öderdiniz,
- Paket birkaç gün içinde kapınıza gelirdi.
Yeni sistemde:
- Ürün gümrükte ticari işlem olarak durdurulur,
- Müşavir bulmanız istenir,
- Evrak ve masraflar başlar,
- Ürünün kendisinden kat kat pahalı bir süreçle karşılaşırsınız.
Bu noktada çoğu kullanıcı zaten “vazgeç” noktasına gelir.
Bireysel Yurt Dışı Alışveriş Neden Fiilen Bitiyor?
Bu düzenleme, açıkça bireysel kullanıcıyı yurt dışı alışverişten caydırmayı hedefliyor.
Resmî gerekçeler arasında:
- Haksız rekabetin önlenmesi,
- Yerli üretici ve satıcının korunması,
- İç piyasanın desteklenmesi,
- Gümrükteki yoğunluğun azaltılması
gibi başlıklar yer alıyor.
Özellikle milyonlarca küçük paketin piyasadaki fiyat dengesini bozduğu ve kayıt dışı ticaret algısı yarattığı savunuluyor.
“Her Şey Yasaklandı mı?” – İstisnalar Var mı?
Tamamen her şey kapandı demek doğru olmaz.
Kitaplar ve Basılı Yayınlar
Genel uygulamada, şahsi kullanım amaçlı basılı yayınlar (kitap, dergi vb.) için istisnalar tanınabiliyor. Belirli bir limite kadar (çoğu zaman 150 euro civarı) kitap siparişlerinde ticari ithalat zorunluluğu uygulanmayabiliyor.
Ancak bu istisna:
- Elektronik ürünleri,
- Giyim,
- Kozmetik,
- Hobi ve aksesuar ürünlerini
kapsamıyor.
Yani “kitap dışı” ürünlerde kolay geçiş dönemi bitmiş durumda.

Yolcu Beraberinde Getirilen Ürünler Etkileniyor mu?
Hayır. Bu düzenleme yalnızca kargo ve posta yoluyla gelen eşyaları kapsıyor.
Yurt dışına seyahat edip:
- Kendi valizinizde,
- Ticari miktar arz etmeyen,
- Şahsi kullanım amaçlı
ürünleri getirmeniz hâlâ mevcut “yolcu beraberinde getirilen eşya” kuralları çerçevesinde mümkün.
Yani fark şu:
- Kargoyla gelsin: Büyük sorun
- Kendin getir: Büyük ölçüde sorun yok
Bundan Sonra Ne Olacak?
Yeni sistemle birlikte:
- Ucuz yurt dışı alışveriş dönemi kapanıyor,
- Bireysel kullanıcı yerli pazara yönlendiriliyor,
- Yurt dışı sitelerden sipariş vermek “mantıksız” hale geliyor,
- Sadece ticari ithalat yapan firmalar için sürdürülebilir bir yapı oluşuyor.
Bu, tüketici açısından seçeneklerin azalması ve fiyatların yükselmesi anlamına gelse de, devlet politikası açısından iç piyasayı koruma refleksi olarak okunuyor.

Avrupa Birliği Tam Olarak Ne Durumda? İngiltere Neden AB’den Ayrıldı?
Sonuç: Mümkün mü? Evet. Mantıklı mı? Hayır.
Özetle:
- Yurt dışından internet üzerinden alışveriş hukuken yasak değil.
- Ancak yeni sistemle birlikte bireysel kullanıcı için fiilen erişilemez hâle geliyor.
- Vergisini ödeyerek ürün getirtmek teorik olarak mümkün olsa da, pratikte maliyet ve bürokrasi nedeniyle anlamını yitiriyor.
- 6 Şubat itibarıyla “kargoyla kapıma gelsin” dönemi büyük ölçüde sona eriyor.
Bu saatten sonra yurt dışı alışverişi, ya ticari bir faaliyet olacak ya da yalnızca seyahat dönüşlerinde valizle sınırlı kalacak gibi görünüyor.
-
Kültür-Sanat3 hafta agoSüveyş İçin Tasarlanan Özgürlük Heykeli’nin Hikâyesi
-
Spor3 hafta agoLookman Kimdir? Fenerbahçe ve Galatasaray’a Kötü Haber! Ademola Lookman Transferinde Dev Rakip Ortaya Çıktı
-
Teknoloji3 hafta agoVergi Muafiyeti Bitti Ama: Vergisini Ödeyerek İnternetten Yurt Dışı Alışveriş Yapmak Mümkün mü?
-
Dünya4 hafta agoAvrupa Birliği Tam Olarak Ne Durumda? İngiltere Neden AB’den Ayrıldı?
-
Kültür-Sanat2 hafta agoAlbert Einstein’ın Oğlu Eduard Einstein’ın Trajik Hayat Hikayesi
-
Teknoloji3 hafta agoNakit Paranın Bir Gün Tamamen Kalkması Mümkün mü? Dijitalleşen Dünyada Paranın Geleceği
-
Teknoloji3 hafta agoApple Türkiye’de Vergileri Düşürdü! App Store Fiyatlarında Yeni Dönem Başladı
-
Yemek & Sağlık3 hafta agoŞeker Tüketimi Kaynaklı Cilt Kırışıklığını Minimuma İndirmenin Yolları
