Powered by Pinek Medya

Haberler

New York’ta Tarihi Zafer: Yahudi Nüfusun Yoğun Olduğu Eyalette İlk Kez Bir Müslüman Aday, Zohran Mandani Seçimi Kazandı

Paylaşıldı

on

New York

Amerika’da Tarihi Bir Dönüm Noktası

ABD siyasetinde tarihi bir gelişme yaşandı.
Nüfusunun yaklaşık %21’i Yahudi olan New York’ta, eyalet tarihinin ilk Müslüman adayı Zohran Kwame Mamdani, yapılan son seçimlerde büyük bir zafer elde etti.
Mandani’nin seçilmesi yalnızca New York açısından değil, ABD siyasetinde azınlık temsili açısından da dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Üstelik bu zafer, Donald Trump’ın yeniden başkanlığa aday olduğu, kutuplaşmanın yüksek olduğu bir dönemde geldi.
Zohran Mandani, seçim gecesi yaptığı konuşmada Trump’a doğrudan seslendi:

“Beni izlediğini biliyorum, o yüzden sesi aç! Biz buradayız, bu ülke sadece sana ait değil!”

Bu sözleri, sadece New York’ta değil, tüm Amerika’da yankı uyandırdı.

Zohran Mandani Kimdir?

1989 doğumlu Zohran Kwame Mamdani, aslen Ugandalı ve Hint kökenli bir Müslüman ailenin çocuğu.
Babası tanınmış akademisyen Mahmood Mamdani, annesi ise yazar Miranda Harris.
Ailesi, 1990’lı yıllarda Amerika’ya göç ettikten sonra New York’un Queens bölgesine yerleşti.
Mandani, küçük yaşlardan itibaren çok kültürlü bir ortamda büyüdü ve özellikle ırkçılık, gelir eşitsizliği ve göçmen hakları konularında duyarlılık geliştirdi.

Columbia Üniversitesi’nde siyaset bilimi eğitimi alan Mandani, ardından sosyal adalet hareketleri içinde aktif rol aldı.
2020 yılında ilk kez New York Eyalet Meclisi’ne aday olarak girdi ve genç seçmenlerin desteğiyle dikkat çekti.
Ancak bu yılki seçim, onun siyasi kariyerinde bir dönüm noktası oldu:
New York’un Astoria bölgesinden aldığı oylarla, tarihinde ilk kez bir Müslüman aday eyalet düzeyinde zafer kazandı.

image 25

Nüfusunun %21’i Yahudi Olan New York’ta Bir İlk

New York, Amerika’nın en kozmopolit şehirlerinden biri olmasına rağmen, Yahudi nüfusu en yüksek şehir konumunda.
Yaklaşık 1,9 milyon Yahudi, şehir nüfusunun beşte birini oluşturuyor.
Bu nedenle, tarih boyunca Yahudi lobisi ve toplulukları şehir siyasetinde büyük bir etkiye sahipti.

Ancak Zohran Mandani’nin başarısı, farklı inançlardan insanların bir arada yaşayabildiği demokratik temsiliyetin güçlü bir göstergesi oldu.
Seçmenlerin büyük bir kısmı, Mandani’nin dininden ziyade politik duruşuna, toplumsal adalet vurgusuna ve kapsayıcı vizyonuna odaklandı.

Bu yönüyle Mandani’nin zaferi, yalnızca dini bir kimliğin ötesinde, farklılıkların bir arada kazanabileceği bir demokrasi modelinin simgesi olarak görülüyor.

Kampanyasının Merkezinde Ne Vardı?

Mandani, seçim kampanyasını “Birlik, Eşitlik ve Cesaret” temasıyla yürüttü.
Kampanya süresince en çok vurguladığı konular arasında:

  • Gelir eşitsizliğinin azaltılması
  • Kiracı haklarının güçlendirilmesi
  • Göçmen ailelerin korunması
  • Polis reformu
  • Filistin’de barış ve insan haklarına destek

yer aldı.

Mandani’nin özellikle genç seçmenlerle kurduğu bağ, onu diğer adaylardan ayırdı.
Sosyal medyayı aktif kullandı, “TikTok ve X (eski Twitter)” üzerinden yaptığı canlı yayınlarla gençlere seslendi.
Katılımcı bir kampanya yürütmesi sayesinde farklı etnik kökenlerden seçmenleri bir araya getirdi.

Trump’a Doğrudan Mesaj: “Sesi Aç!”

Seçim gecesi yaptığı konuşmada Mandani, ABD’nin eski başkanı Donald Trump’a açık bir mesaj verdi:

“Beni izlediğini biliyorum, o yüzden sesi aç! Biz buradayız, bu ülke sadece sana ait değil. Göçmenler, Müslümanlar, Latinler, siyahlar… Hepsi bu ülkenin parçası!”

Bu çıkışı, sosyal medyada kısa sürede viral oldu.
Mandani’nin sözleri, özellikle genç seçmenler arasında cesaret ve özgüven sembolü olarak paylaşıldı.
Birçok yorumcu, bu konuşmayı “yeni kuşağın politik manifestosu” olarak değerlendirdi.

image 26

New York’ta Değişen Siyasi Dengeler

Zohran Mandani’nin seçilmesi, New York siyasetinde uzun süredir görülmeyen bir değişimi temsil ediyor.
Geleneksel olarak Demokrat Parti’nin kalesi olarak bilinen şehirde, son yıllarda ilerici kanadın etkisi artıyor.
Mandani, bu yeni dalganın en güçlü temsilcilerinden biri.

AOC (Alexandria Ocasio-Cortez) gibi genç ve reformcu siyasetçilerle aynı çizgide duran Mandani,
parti içinde daha sosyal demokrat bir vizyonun yükselmesine katkı sağlıyor.

New York Times, onun zaferini şöyle yorumladı:

“Bu seçim sadece bir bireyin başarısı değil, Amerika’da değişen kimliklerin ortak sesi.”

Yahudi Toplumunun Tepkisi

Seçim sonrası Yahudi toplumu içinde farklı tepkiler oluştu.
Bazı cemaat liderleri Mandani’nin kazanmasını “demokratik olgunluğun göstergesi” olarak değerlendirirken,
bazı muhafazakâr kesimler ise onun Filistin’e verdiği destek nedeniyle endişe duyduklarını dile getirdi.

Buna rağmen Mandani, seçimden sonra yaptığı açıklamada,

“Ben herkesin temsilcisiyim. İnancı, kökeni veya görüşü ne olursa olsun, tüm New York halkı için çalışacağım.”
dedi.

Bu mesaj, toplumun farklı kesimlerinden olumlu yankı buldu.

Amerika’da Müslüman Temsili Artıyor

Mandani’nin başarısı, ABD’deki Müslüman siyasetçilerin yükselişinin bir parçası olarak görülüyor.
Ilhan Omar ve Rashida Tlaib gibi isimlerle başlayan bu değişim, son yıllarda eyalet düzeyine kadar yayıldı.

Amerika’da şu anda aktif görevde bulunan yaklaşık 70 Müslüman siyasetçi bulunuyor.
Bu sayı 2016’da yalnızca 15’ti.
Yani 10 yıl içinde Müslümanların politik temsili beş kat arttı.

Bu değişim, hem Müslüman toplumların siyasete katılımını hem de ABD’nin çeşitlilik anlayışını güçlendiriyor.

Filistin Mesajı

Mandani, kampanya döneminde Filistin halkına verdiği destekle de dikkat çekti.
New York’ta düzenlenen “Gazze’ye Özgürlük Yürüyüşü”ne katılan nadir siyasetçilerden biri oldu.
Seçim sonrası yaptığı konuşmada da,

“Filistin’de adalet olmadan dünyada barış olmaz.”
ifadelerini kullandı.

Bu sözler, hem destek hem de eleştiri topladı.
Ancak Mandani, bu duruşuyla insan haklarını savunma konusundaki kararlılığını ortaya koydu.

image 27

Amerika’nın Yeni Yüzü

Zohran Mandani’nin zaferi, Amerika’nın değişen yüzünü gösteriyor.
Bir zamanlar göçmen kimliği nedeniyle siyasette geri planda kalan topluluklar, artık kendi temsilcilerini seçiyor.
Mandani, bu değişimin sembolü haline geldi.

Sadece dini kimliğiyle değil, adalet, eşitlik ve dayanışma mesajlarıyla ön plana çıkması, onu klasik politikacılardan ayırıyor.
New York’ta başlayan bu değişim dalgası, önümüzdeki yıllarda diğer eyaletlere de yayılabilir.

ÖTV’siz Araç Limiti Artıyor! 2026’da Yeni Üst Sınır 2 Milyon 874 Bin TL Oldu

Sonuç: Yeni Bir Umut Hikayesi

New York gibi dinamik bir şehirde bir Müslüman adayın zaferi,
Amerikan demokrasisinin hâlâ çoğulculuğa açık olduğunu kanıtladı.
Zohran Mandani’nin başarısı, farklı kimliklerin bir arada var olabileceği bir geleceğe dair umut veriyor.

Seçimden sonra sosyal medyada dolaşan bir cümle her şeyi özetliyor:

“Zohran kazandı, ama aslında kazanan Amerika’nın çeşitliliği oldu.”

Okumaya Devam Et

Spor

Bisiklet Sporunu Hayatınızın Bir Parçası Haline Getirmek İsteyenler İçin Kapsamlı Rehber: Nereden Başlamalı, Nelere Dikkat Etmeli?

Paylaşıldı

on

By

Bisiklet Sporu

Bisiklet sürmek pek çok kişi için yalnızca bir ulaşım aracı ya da hafta sonu yapılan hafif bir aktivite gibi görülse de, aslında doğru yaklaşımla hayat boyu sürdürülebilecek hem fiziksel hem de zihinsel faydaları olan güçlü bir yaşam alışkanlığıdır. Temiz havada yapılan bir egzersiz olması, doğayla temas kurma imkânı sunması ve aynı zamanda teknik bir uğraş içermesi onu diğer sporlardan ayıran önemli özellikler arasında yer alır. Bisiklet sporu; kondisyon, disiplin, ekipman bilgisi ve kişisel gelişimi bir araya getirerek bireyin hayatına denge kazandırabilecek nadir aktivitelerden biridir.

Bisikleti bir hobi olmaktan çıkarıp yaşam biçimine dönüştürmek isteyenler için başlangıç süreci oldukça önemlidir. İlk yapılan tercihler, ileride bu spordan alınacak keyfi ve devamlılığı doğrudan etkiler. Bu nedenle “hangi bisikleti almalıyım?”, “ne kadar bütçe ayırmalıyım?”, “hangi ekipmanlar gerçekten gerekli?” gibi soruların cevabını doğru vermek gerekir.

İlk Bisiklet Seçimi: Ne Çok Ucuz Ne De Aşırı Pahalı

Bisiklet sporuna yeni başlayanların en sık yaptığı hatalardan biri ya gereğinden fazla para harcamak ya da çok düşük bütçeli ve kalitesiz ürünlere yönelmektir. İlk bisiklet, spordan keyif alıp almayacağınızı belirleyecek temel araçtır. Çok pahalı bir modelle başlamak gereksiz bir finansal yük oluşturabilir. Ancak çok ucuz ve kalitesiz bir bisiklet de sürüş keyfini azaltarak motivasyonunuzu kırabilir.

Başlangıç seviyesinde alüminyum kadroya sahip, karbon çatal içeren orta seviye bir yol bisikleti çoğu kullanıcı için idealdir. Bu tür modeller hem hafif hem dayanıklı olur. Vites sisteminde ise orta segment bileşenler yeterli performans sunar. Amaç, ilk etapta en üst seviyeye çıkmak değil; sporu tanımak ve sürdürülebilir bir alışkanlık kazanmaktır.

image 63

Fren Sistemi ve Sürüş Koşulları

Bisiklet seçiminde fren sistemi önemli bir detaydır. Disk frenler özellikle yağışlı ve kaygan zeminlerde daha güvenli bir duruş sağlar. Yaşadığınız bölgenin iklimi burada belirleyici olmalıdır. Sürekli kuru ve düz yollarda sürüş yapıyorsanız klasik fren sistemleri yeterli olabilir. Ancak yağmur, çamur veya inişli çıkışlı yollar söz konusuysa disk fren daha iyi bir tercih olacaktır.

Mekanik Bilgi ve Basit Tamir Yeteneği

Bisiklet sürmek yalnızca pedallamaktan ibaret değildir. Aynı zamanda mekanik bir uğraştır. Zincir bakımı, lastik değişimi, fren ayarı gibi temel konular hakkında bilgi sahibi olmak sizi yolda yarı yolda kalmaktan kurtarır. Yanınızda küçük bir çok amaçlı alet seti, yedek iç lastik ve mini pompa bulundurmak hayat kurtarıcı olabilir. Sele altına takılan küçük çantalar bu ekipmanlar için oldukça kullanışlıdır.

Bisikletinizi her sürüş öncesinde kontrol etmek de alışkanlık haline getirilmelidir. Lastik hava basıncı, frenlerin çalışıp çalışmadığı, zincirin durumu ve vidaların sıkılığı birkaç dakikalık bir kontrolle güvenli sürüşün anahtarı olabilir.

Bisiklet Sporunda Bakım ve Temizlik Kültürü

Bisiklet uzun ömürlü bir ekipmandır ancak doğru bakım yapılmadığında performansı hızla düşer. Zincirin düzenli olarak temizlenmesi ve uygun yağ ile yağlanması gerekir. Kuru hava koşullarında “dry lube” adı verilen yağlar tercih edilirken, yağışlı ve uzun sürüşlerde “wet lube” kullanmak daha etkilidir. Bu küçük detaylar hem sürüş kalitesini artırır hem de parça ömrünü uzatır.

Bakım sehpası edinmek de oldukça faydalıdır. Bisiklet havadayken pedal çevirmek, zincir temizlemek ve ayar yapmak çok daha kolay hale gelir. Düzenli temizlik, bisikletinizin yalnızca görünümünü değil, mekanik sağlığını da korur.

image 64

Bisiklet Sporunda Güvenlik Ekipmanları: Asla İhmal Edilmemeli

Bisiklet sporunda güvenlik, performanstan önce gelir. Kask kullanımı tartışmasız bir zorunluluktur. Kaliteli bir kask, olası bir düşüşte ciddi yaralanmaların önüne geçebilir. Bunun yanında eldiven, gözlük ve reflektif aksesuarlar da sürüş güvenliğini artırır.

Bisiklet arkasına takılan kırmızı yanıp sönen LED lambalar, trafikte görünürlüğünüzü ciddi oranda artırır. Spor gözlükleri ise yalnızca stil için değil; rüzgâr, toz ve böcek gibi dış etkenlerden korunmak için gereklidir.

Bisiklet Sporunda Giysi Tercihleri ve Konfor

Uzun süreli sürüşlerde konfor oldukça önemlidir. Kompresyon giysileri kasları destekleyerek performansı artırır ve sakatlık riskini azaltır. Bisiklet şortları jel destekli olabilir ancak herkes bu yapıyı rahat bulmayabilir. Alternatif olarak sele üzerine jel kılıf eklemek de konfor sağlar. Önemli olan, sürüş sırasında vücudun rahat ve özgür hissetmesidir.

Teknolojiden Yararlanmak

Günümüzde bisiklet sporunda teknolojinin rolü büyüktür. Telefon uygulamaları veya bisiklet bilgisayarları sayesinde hız, mesafe, nabız ve rota bilgileri takip edilebilir. Bu veriler, kişinin gelişimini görmesini sağlar ve motivasyonu artırır. Ayrıca düzenli kayıt tutmak, hedef belirleme açısından da oldukça etkilidir.

Su Tüketimi ve Dayanıklılık

Bisiklet sürerken su içmek çoğu zaman ihmal edilir ancak bu büyük bir hatadır. Vücut hareket halindeyken su kaybeder ve performans düşer. Sürüş esnasında durmadan su içmeyi öğrenmek dayanıklılığı artırır. Küçük bir suluk bile uzun vadede büyük fark yaratır.

Psikolojik Boyut: Disiplin ve Sabır

Bisiklet sporu yalnızca fiziksel değil, zihinsel bir gelişim aracıdır. Zorlandığınız anlar aslında geliştiğiniz anlardır. Her yokuş, her uzun yol, her nefes alış bir eşik atlamaktır. Bu süreçte sabırlı olmak ve süreklilik sağlamak en önemli faktördür. İlk haftalarda zorlanmak son derece doğaldır; önemli olan pes etmemektir.

Sosyal ve Kültürel Yönü

Bisiklet sürmek bireysel bir aktivite gibi görünse de zamanla sosyal bir boyut kazanır. Grup sürüşleri, etkinlikler ve kulüpler sayesinde yeni insanlarla tanışmak mümkündür. Bu da sporu yalnızca fiziksel değil sosyal bir deneyime dönüştürür. Aynı zamanda şehir kültürünün gelişmesine de katkı sağlar.

image 65

Lookman Kimdir? Fenerbahçe ve Galatasaray’a Kötü Haber! Ademola Lookman Transferinde Dev Rakip Ortaya Çıktı

Sonuç

Bisiklet sporu, doğru yaklaşımla yalnızca bir egzersiz değil; bir yaşam tarzı, bir disiplin ve bir keşif yolculuğudur. Mekanik bilgi, güvenlik ekipmanları, doğru bisiklet seçimi ve düzenli bakım bu yolculuğun temel taşlarıdır. Ancak asıl belirleyici olan kişinin iç motivasyonu ve süreklilik isteğidir. Doğayla temas kurmak, sağlıklı kalmak ve zihinsel olarak arınmak isteyen herkes için bisiklet; düşük maliyetli ama yüksek getirili bir yatırımdır. Bir süre sonra yalnızca pedallamadığınızı, aslında kendinizi ileri taşıdığınızı fark edersiniz.

Okumaya Devam Et

Spor

Lookman Kimdir? Fenerbahçe ve Galatasaray’a Kötü Haber! Ademola Lookman Transferinde Dev Rakip Ortaya Çıktı

Paylaşıldı

on

By

Lookman

Trendyol Süper Lig’de şampiyonluk yarışı her sezon olduğu gibi bu yıl da nefes keserken, iki ezeli rakip Fenerbahçe ile Galatasaray sadece sahada değil transfer piyasasında da büyük bir rekabet içerisinde yer alıyor. Taraftarların heyecanla takip ettiği ara transfer döneminde iki kulüp de kadrosunu güçlendirmek adına önemli hamleler yaparken, Avrupa’da forma giyen yıldız isimler gündemden düşmüyor. Bu isimlerden biri de Atalanta forması giyen Nijeryalı futbolcu Ademola Lookman olmuştu. Ancak son gelişmeler, hem sarı-lacivertli hem de sarı-kırmızılı camia için moral bozucu nitelikte.

Sezon başından bu yana şampiyonluk hedefi doğrultusunda ilerleyen iki kulüp, transfer çalışmalarını hızlandırmış ve özellikle hücum hattını güçlendirecek isimlere yönelmişti. Galatasaray’ın geçtiğimiz sezondan beri takip ettiği Ademola Lookman için Fenerbahçe’nin de devreye girdiği iddiaları gündeme bomba gibi düşmüştü. Hatta bazı spor kaynaklarında Fenerbahçe’nin oyuncu tarafıyla prensip anlaşmasına vardığı öne sürülmüş, Galatasaray cephesinde ise alternatif planların hazırlanabileceği konuşulmuştu. Fakat Avrupa’dan gelen yeni haberler, bu transfer yarışına üçüncü ve oldukça güçlü bir kulübün dahil olduğunu gösterdi.

image 60

Atletico Madrid Sürprizi

Yabancı spor basınında yer alan haberlere göre İspanyol devi Atletico Madrid, Ademola Lookman transferi için ciddi bir girişim başlattı. Kulübün sezon sonunda Atalanta’ya yaklaşık 35 milyon Euro civarında bir teklif sunmaya hazırlandığı belirtiliyor. Bu rakam, Türk kulüplerinin mevcut ekonomik şartları göz önüne alındığında oldukça yüksek bir seviyede bulunuyor. Atletico Madrid’in hem maddi gücü hem de Avrupa’nın üst düzey liglerinden biri olan La Liga’da mücadele etmesi, transfer sürecinde önemli bir avantaj sağlıyor.

Bu gelişme, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın planlarını doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahip. Çünkü iki kulüp de Lookman’ı kadrosuna katarak hücum hattında hız, teknik kapasite ve skor katkısı elde etmeyi hedefliyordu. Atletico Madrid’in devreye girmesi ise transfer yarışını sadece maddi değil, sportif açıdan da zorlaştırıyor. Oyuncunun Avrupa’nın elit kulüplerinden birinde forma giyme isteği, Türkiye seçeneğini ikinci plana itebilir.

Transfer Yarışında Stratejiler Değişebilir

Fenerbahçe, ara transfer döneminde yaptığı hamlelerle dikkat çekmiş ve kadrosuna önemli isimler ekleyerek şampiyonluk yolunda güçlü bir mesaj vermişti. Galatasaray ise daha seçici ancak nokta atışı transferlerle ilerlemeyi tercih etmişti. Ademola Lookman transferi, iki kulübün de ortak hedeflerinden biri haline gelmişti. Ancak Atletico Madrid’in ciddi teklif hazırlığında olması, iki kulübün de alternatif planlara yönelmesine neden olabilir.

Transfer piyasasında bu tür rekabetler yalnızca maddi güçle değil, kulüplerin vizyonu, teknik direktörün planları ve oyuncunun kariyer hedefleriyle de şekilleniyor. Lookman’ın kariyerinin bu döneminde Avrupa’nın üst sıralarında yer alan bir kulübe transfer olma isteği ağır basarsa, Türk kulüplerinin bu transferde geri planda kalması sürpriz olmayacak.

Ademola Lookman Kimdir?

Ademola Lookman, 20 Ekim 1997 tarihinde İngiltere’nin Londra kentinde dünyaya geldi. Nijerya asıllı olan futbolcu, futbola İngiltere altyapısında başladı ve genç yaşta dikkat çekmeyi başardı. Kariyerinin ilk dönemlerinde İngiliz futbolunun önemli kulüplerinde forma giyen Lookman, hız, teknik beceri ve birebirdeki etkili oyunuyla öne çıktı. Kanat pozisyonunda oynayan futbolcu, aynı zamanda forvet hattında da görev alabiliyor.

Profesyonel kariyerine İngiltere’de adım atan Lookman, zaman içerisinde Avrupa’nın farklı liglerinde forma giyerek tecrübe kazandı. Almanya ve İtalya gibi üst düzey futbol liglerinde oynama fırsatı bulan yıldız oyuncu, özellikle Serie A’da Atalanta formasıyla sergilediği performansla dikkatleri üzerine çekti. Gol katkısı, asist yeteneği ve oyun içindeki dinamizmi sayesinde takımının önemli parçalarından biri haline geldi.

Lookman’ın en dikkat çeken özelliklerinden biri süratli oyun tarzı ve dar alanda top kontrolündeki başarısıdır. Rakip savunmaları zorlayan dribbling yeteneği, onu modern futbolun aranan kanat oyuncularından biri yapmaktadır. Aynı zamanda ceza sahası çevresinde etkili şutları ve oyun görüşü de önemli avantajları arasında yer alır.

image 61

Milli Takım Tercihi ve Kariyer Yükselişi

Genç yaş kategorilerinde İngiltere formasını giyen Lookman, ilerleyen süreçte milli takım tercihini Nijerya’dan yana kullandı. Bu karar, kariyerinde yeni bir sayfa açmasını sağladı. Nijerya Milli Takımı ile uluslararası turnuvalarda boy gösteren futbolcu, burada da performansıyla adından söz ettirmeyi başardı. Hem Avrupa kulüplerinde hem de milli takım düzeyinde kazandığı deneyim, onu transfer piyasasında değerli bir oyuncu haline getirdi.

Türk Kulüpleri İçin Zor Bir Hedef

Ademola Lookman gibi Avrupa piyasasında değeri yükselen futbolcuların transferi, Türk kulüpleri için her zaman zor bir süreç olmuştur. Oyuncunun bonservis bedeli, maaş beklentisi ve kariyer planları transfer sürecinde belirleyici faktörlerdir. Atletico Madrid gibi finansal gücü yüksek kulüplerin devreye girmesi, rekabeti daha da çetin hale getirir.

Fenerbahçe ve Galatasaray’ın transfer listelerinde yer alan bu tür yıldız oyuncular, taraftar heyecanını artırsa da sürecin sonu çoğu zaman Avrupa kulüplerinin lehine sonuçlanabiliyor. Yine de transfer döneminin son günlerine kadar sürpriz gelişmeler yaşanabileceği futbol dünyasında sıkça görülmüştür.

image 62

Nakit Paranın Bir Gün Tamamen Kalkması Mümkün mü? Dijitalleşen Dünyada Paranın Geleceği

Transfer Piyasasında Belirsizlik Devam Ediyor

Transfer dönemleri, futbol dünyasının en hareketli ve en öngörülemez süreçlerinden biridir. Bir oyuncunun geleceği, bazen son dakikada değişebilen tekliflerle şekillenebilir. Ademola Lookman transferinde de benzer bir senaryonun yaşanması mümkün. Atletico Madrid’in ciddi ilgisi bulunsa da Fenerbahçe ve Galatasaray gibi kulüplerin tamamen devre dışı kalması şu an için kesin değildir.

Sonuç olarak, Ademola Lookman transferi Türk futbol gündeminde önemli bir yer tutmaya devam ediyor. Oyuncunun kariyer hedefleri, Avrupa kulüplerinin teklifleri ve Türk kulüplerinin transfer stratejileri önümüzdeki günlerde bu sürecin nasıl sonuçlanacağını belirleyecek. Taraftarlar ise gelişmeleri yakından takip ederek umutlarını korumaya devam ediyor. Transfer döneminin doğası gereği son ana kadar her şeyin değişebileceği unutulmamalı.

Okumaya Devam Et

Dünya

Avrupa Birliği Tam Olarak Ne Durumda? İngiltere Neden AB’den Ayrıldı?

Paylaşıldı

on

By

avrupa birliği

Avrupa Birliği’nin bugün içinde bulunduğu durumu tartışırken en sık yapılan hata, meseleyi yalnızca “dağılma” ya da “çöküş” kavramları üzerinden okumaktır. Oysa asıl soru şudur: Avrupa Birliği, küresel sistemdeki ağırlığını ve yön verici gücünü kaybediyor mu? Bugünkü tabloya bakıldığında AB, ekonomik, hukuki ve kurumsal olarak hâlâ dünyanın en güçlü birliklerinden biridir. Ancak bu güç, geçmişte olduğu kadar belirleyici ve yön tayin edici bir role dönüşememektedir. Bunun nedeni çöküş değil, dünyanın hızına ayak uyduramama problemidir.

Avrupa Birliği neden “yavaş” görünüyor?

Avrupa Birliği’nin en büyük avantajı olan kurumsal yapı, aynı zamanda onun en büyük handikapıdır. Birliğe üye 27 ülkenin farklı ekonomik öncelikleri, siyasi hassasiyetleri ve toplumsal dinamikleri vardır. Bu çeşitlilik, teoride zenginlik yaratırken pratikte karar alma süreçlerini ağırlaştırır. ABD’de bir başkanın aldığı karar günler içinde uygulamaya konulabilirken, AB’de aynı konuda aylar süren müzakereler, veto tehditleri ve uzlaşma arayışları yaşanır.

Ekonomik açıdan bakıldığında AB hâlâ devasa bir pazardır. Ancak bu büyüklük, risk alma iştahının düşmesine yol açmaktadır. ABD teknoloji ve finans alanında agresif büyüme stratejileri izlerken, Çin devlet destekli sanayi politikalarıyla küresel pazarlara yüklenirken, AB daha çok mevcut düzeni korumaya odaklanmaktadır. Yeşil mutabakat, çevre standartları ve sıkı regülasyonlar uzun vadede sürdürülebilirlik açısından doğru adımlar olabilir; fakat kısa vadede Avrupa merkezli şirketleri rekabet dezavantajına sokabilmektedir.

Avrupa Birliği

Demografi ve göç sorunu

Avrupa Birliği’nin önündeki en büyük yapısal sorunlardan biri demografidir. Avrupa nüfusu hızla yaşlanmaktadır. Çalışan nüfus azalırken emekli nüfus artmakta, bu durum sosyal güvenlik sistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Göç teorik olarak bu açığı kapatabilecek bir çözüm gibi görünse de, pratikte siyasi ve toplumsal gerilimleri beraberinde getirmektedir.

Birçok Avrupa ülkesinde göç, sadece ekonomik bir mesele değil, kimlik ve güvenlik tartışmasının merkezine yerleşmiştir. Bu durum, aşırı sağ ve popülist partilerin güçlenmesine zemin hazırlamış, AB karşıtı söylemler giderek daha geniş kitlelere ulaşmıştır. Birlik, göç konusunda ortak ve net bir politika üretemediği için her kriz, AB’nin zayıflığına dair algıyı biraz daha pekiştirmiştir.

Siyasi birlik mi, ekonomik birlik mi?

Avrupa Birliği’nin temel çelişkilerinden biri de budur. Ekonomide ortak pazar ve ortak para gibi güçlü araçlara sahip olan AB, konu dış politika, savunma veya kriz yönetimine geldiğinde aynı bütünlüğü sergileyememektedir. Ukrayna savaşı bu durumu net biçimde ortaya koymuştur. AB yaptırımlar, mali destek ve diplomatik girişimlerde bulunmuş; ancak sahada belirleyici olan askeri ve stratejik hamleler büyük ölçüde ABD tarafından yönlendirilmiştir.

Bu noktada Avrupa Birliği’nin NATO’ya ve özellikle Washington’a olan bağımlılığı bir kez daha görünür hâle gelmiştir. Askerî kapasite ve caydırıcılık açısından AB, hiçbir zaman tam anlamıyla bağımsız bir aktör olamamıştır. Bu da onu küresel güç mücadelesinde ikincil bir konuma itmektedir.

Teknoloji ve yenilik yarışında Avrupa

Teknoloji çağında güç, artık sadece toprak veya nüfusla ölçülmemektedir. Veri, yapay zekâ, yazılım ve inovasyon, yeni küresel rekabet alanlarıdır. AB bu alanda kuralları yazan, standartları belirleyen bir aktör olarak öne çıksa da, oyunu domine eden şirketleri çıkarma konusunda geride kalmıştır.

Bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerine bakıldığında ABD ve Çin merkezli firmaların ağırlığı açıkça görülür. Avrupa ise çoğu zaman “oyunun hakemi” konumundadır. Bu durum uzun vadede etik ve hukuki açıdan önemli bir rol sunsa da, ekonomik ve stratejik güç açısından bir eksiklik yaratmaktadır.

İngiltere neden ayrıldı?

Bu tablo içinde Birleşik Krallık’ın ayrılık kararı, aslında ani bir kopuştan ziyade uzun süredir biriken bir uyumsuzluğun sonucudur. İngiltere hiçbir zaman kendini AB’nin siyasi bir parçası olarak görmedi. Euro’ya geçmedi, Schengen sistemine katılmadı ve sürekli özel statü talep etti. Zihinsel olarak zaten “yarı içeride, yarı dışarıda” bir konumdaydı.

En kritik meselelerden biri egemenlik algısıydı. İngiliz kamuoyunda, Brüksel’den gelen düzenlemelerin Westminster’ın yetkisini aşındırdığına dair güçlü bir kanaat oluşmuştu. “Bizim yasalarımızı neden seçmediğimiz bürokratlar belirliyor?” sorusu, referandum sürecinde son derece etkili oldu. Bu algı her zaman somut gerçeklerle örtüşmese de siyasette algı, çoğu zaman gerçeğin önüne geçer.

image 46

Göç ve kimlik tartışmaları

Brexit sürecini hızlandıran en önemli katalizörlerden biri de göç meselesiydi. AB’nin serbest dolaşım ilkesi, özellikle Doğu Avrupa’dan gelen iş gücüyle birlikte İngiltere’nin bazı bölgelerinde ciddi tepkilere yol açtı. Ekonomik sıkıntıların ve sosyal problemlerin kaynağı çoğu zaman iç politikalar olsa da, sorumluluk AB’ye yüklendi.

Bu noktada Brexit, sadece AB’ye karşı bir oy değil; aynı zamanda küreselleşmeden faydalanan elitlere karşı bir tepki olarak da okunmalıdır. Londra merkezli finans ve hizmet sektörleri büyürken, taşra ve sanayi bölgelerinde yaşayan kesimler kendilerini geride bırakılmış hissetti. Referandum, bu öfkenin sandığa yansıdığı bir kırılma anı oldu.

İngiliz istisnacılığı ve küresel hayal

İngiltere’nin tarihsel hafızasında kendini kıta Avrupası’ndan ayrı ve küresel bir güç olarak konumlandırma eğilimi güçlüdür. ABD ile “özel ilişki”, Commonwealth geçmişi ve deniz aşırı ticaret fikri, siyasi hayalde hâlâ canlıdır. Bu nedenle “AB olmadan da ayakta durabiliriz” düşüncesi birçok seçmen için gerçekçi görünmüştür.

Bugünden bakıldığında Brexit’in İngiltere’yi ne kadar özgürleştirdiği tartışmalıdır. Ekonomik maliyetler, ticari belirsizlikler ve siyasi gerilimler hâlâ devam etmektedir. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, İngiltere zaten hiçbir zaman tam anlamıyla bu birliğin parçası olmayı kabullenmemişti. Ayrılık, bu anlamda gecikmiş bir yüzleşme olarak da değerlendirilebilir.

image 47

Americano ismi İkinci Dünya Savaşı’ndan geliyor

Sonuç: Avrupa Birliği bitiyor mu?

Avrupa Birliği bugün çöken bir yapı değildir. Tek pazar hâlâ güçlüdür, hukuk sistemi sağlamdır ve yaşam kalitesi birçok bölgeye kıyasla yüksektir. Ancak AB’nin en büyük sınavı, değişen dünyaya uyum sağlama meselesidir. Daha hızlı karar alabilen, teknoloji ve savunma alanında daha cesur adımlar atabilen bir yapı oluşturulamazsa, küresel ağırlığı giderek sembolik hâle gelebilir.

İngiltere’nin ayrılığı ise bu sürecin bir sonucu olduğu kadar, bir uyarı işareti olarak da okunmalıdır. AB, sessiz ama dayanıklı bir güç olmaya devam ediyor; fakat gelecekte belirleyici bir aktör olup olmayacağı, temposunu artırıp artıramayacağına bağlıdır.

Okumaya Devam Et

Trendler