Haberler
“Rakamlar Masaya Geldi!” Memur Zammı İçin Kritik Dönemeç: Ocak Artışı Ne Kadar Olacak?
Milyonlarca kamu çalışanını yakından ilgilendiren memur zammı, 2026 yılı yaklaşırken yeniden gündemin ilk sıralarına yerleşti. Enflasyon verileri, toplu sözleşme maddeleri ve refah payı tartışmaları, memurların Ocak ayında alacağı artışın ne kadar olacağına dair beklentileri yükseltti. Peki bu yıl memur zammı nasıl belirlenecek, hangi oranlar konuşuluyor ve masadaki senaryolar ne söylüyor?
Memur Zammı Neye Göre Hesaplanıyor?
Memurların maaş artışı, asgari ücretten farklı olarak birkaç başlığın birleşimiyle belirleniyor. Memur zammı hesaplamasında temel olarak şu unsurlar dikkate alınıyor:
- Toplu sözleşmede belirlenen zam oranı
- Enflasyon farkı
- Olası refah payı
- Ek göstergeler ve sosyal haklar
Eğer gerçekleşen enflasyon, toplu sözleşmede öngörülen oranı aşarsa, aradaki fark maaşlara ekleniyor. Bu nedenle her açıklanan enflasyon verisi, memurlar için doğrudan maaş sinyali anlamına geliyor.

Enflasyon Verileri Ne Söylüyor?
Son aylarda açıklanan veriler, memurların alım gücünün ciddi şekilde eridiğini gösteriyor. Gıda, kira ve ulaşım harcamalarındaki artış, mevcut maaşların ay ortasını bile zor görmesine neden oluyor. Bu tablo, memur zammı beklentilerinin sadece enflasyon farkıyla sınırlı kalmaması gerektiği yönünde güçlü bir kamuoyu oluşturmuş durumda.
Ekonomi çevrelerinde, özellikle yılın ikinci yarısındaki enflasyon seyrinin, Ocak zammında belirleyici olacağı ifade ediliyor.
Kulislere Yansıyan Zam Senaryoları
Henüz resmi bir rakam açıklanmış değil ancak kulislerde memur zammı için üç temel senaryo konuşuluyor:
- Toplu sözleşme + enflasyon farkı:
En “garanti” senaryo olarak görülüyor. - Ek refah payı eklenmesi:
Alım gücü kaybını telafi etmeye yönelik ekstra artış. - Seyyanen artış formülü:
Tüm memurlara eşit tutarda ek zam ihtimali.
Özellikle sendikalar, sadece yüzdelik artışların alt gelir gruplarını korumakta yetersiz kaldığını savunarak seyyanen zam talebini yeniden gündeme taşıdı.
Sendikalar Ne Talep Ediyor?
Memur sendikaları, memur zammı konusunda daha net ve sert bir duruş sergiliyor. Açıklamalarda öne çıkan başlıklar şunlar:
- Enflasyonun üzerinde artış
- Refah payının kalıcı hâle getirilmesi
- Büyükşehirlerde yaşam maliyetine göre ek düzenleme
- Sosyal yardımların artırılması
Sendikalara göre, sadece rakamsal artış değil, maaşın satın alma gücü esas alınmalı.

Hükümet Kanadı Nasıl Bakıyor?
Hükümet cephesinde ise denge vurgusu ön planda. Hem kamu bütçesini korumak hem de memurun refahını gözetmek gerektiği sıkça dile getiriliyor. Bu nedenle memur zammı konusunda “ölçülü ama rahatlatıcı” bir artış hedeflendiği konuşuluyor.
Ayrıca öğretmen, polis, sağlık çalışanı gibi bazı meslek grupları için ek düzenlemeler ihtimali de kulislerde yer alıyor.
Memur Zammı Kimleri Etkileyecek?
Yapılacak artış yalnızca maaşları değil, birçok kalemi de doğrudan etkileyecek:
- Emekli memur aylıkları
- Ek ders ücretleri
- Döner sermaye ödemeleri
- Aile ve çocuk yardımları
- Sosyal denge tazminatları
Bu nedenle memur zammı, sadece çalışanları değil, emeklileri ve memur ailelerini de yakından ilgilendiriyor.
Ne Zaman Netleşecek?
Takvime göre memur zammı için kritik tarih Aralık ayı enflasyon verisinin açıklanması. Bu verinin ardından Ocak ayında maaşlara yansıyacak oran büyük ölçüde netleşmiş olacak. Ancak siyasi iradenin devreye girmesi hâlinde, son dakika sürprizleri de ihtimal dahilinde.
Sonuç: Beklenti Yüksek, Gözler Açıklamalarda
Özetle, memur zammı bu yıl sadece rutin bir maaş artışı değil; geçim mücadelesi veren milyonlar için hayati bir başlık hâline gelmiş durumda. Önümüzdeki günlerde hem sendikalardan hem de ekonomi yönetiminden gelecek açıklamalar, beklentilerin ne ölçüde karşılanacağını gösterecek.
👉 Memur zammı ile ilgili tüm yeni gelişmeleri anbean aktarmaya devam edeceğiz.
Spor
Bisiklet Sporunu Hayatınızın Bir Parçası Haline Getirmek İsteyenler İçin Kapsamlı Rehber: Nereden Başlamalı, Nelere Dikkat Etmeli?
Bisiklet sürmek pek çok kişi için yalnızca bir ulaşım aracı ya da hafta sonu yapılan hafif bir aktivite gibi görülse de, aslında doğru yaklaşımla hayat boyu sürdürülebilecek hem fiziksel hem de zihinsel faydaları olan güçlü bir yaşam alışkanlığıdır. Temiz havada yapılan bir egzersiz olması, doğayla temas kurma imkânı sunması ve aynı zamanda teknik bir uğraş içermesi onu diğer sporlardan ayıran önemli özellikler arasında yer alır. Bisiklet sporu; kondisyon, disiplin, ekipman bilgisi ve kişisel gelişimi bir araya getirerek bireyin hayatına denge kazandırabilecek nadir aktivitelerden biridir.
Bisikleti bir hobi olmaktan çıkarıp yaşam biçimine dönüştürmek isteyenler için başlangıç süreci oldukça önemlidir. İlk yapılan tercihler, ileride bu spordan alınacak keyfi ve devamlılığı doğrudan etkiler. Bu nedenle “hangi bisikleti almalıyım?”, “ne kadar bütçe ayırmalıyım?”, “hangi ekipmanlar gerçekten gerekli?” gibi soruların cevabını doğru vermek gerekir.
İlk Bisiklet Seçimi: Ne Çok Ucuz Ne De Aşırı Pahalı
Bisiklet sporuna yeni başlayanların en sık yaptığı hatalardan biri ya gereğinden fazla para harcamak ya da çok düşük bütçeli ve kalitesiz ürünlere yönelmektir. İlk bisiklet, spordan keyif alıp almayacağınızı belirleyecek temel araçtır. Çok pahalı bir modelle başlamak gereksiz bir finansal yük oluşturabilir. Ancak çok ucuz ve kalitesiz bir bisiklet de sürüş keyfini azaltarak motivasyonunuzu kırabilir.
Başlangıç seviyesinde alüminyum kadroya sahip, karbon çatal içeren orta seviye bir yol bisikleti çoğu kullanıcı için idealdir. Bu tür modeller hem hafif hem dayanıklı olur. Vites sisteminde ise orta segment bileşenler yeterli performans sunar. Amaç, ilk etapta en üst seviyeye çıkmak değil; sporu tanımak ve sürdürülebilir bir alışkanlık kazanmaktır.

Fren Sistemi ve Sürüş Koşulları
Bisiklet seçiminde fren sistemi önemli bir detaydır. Disk frenler özellikle yağışlı ve kaygan zeminlerde daha güvenli bir duruş sağlar. Yaşadığınız bölgenin iklimi burada belirleyici olmalıdır. Sürekli kuru ve düz yollarda sürüş yapıyorsanız klasik fren sistemleri yeterli olabilir. Ancak yağmur, çamur veya inişli çıkışlı yollar söz konusuysa disk fren daha iyi bir tercih olacaktır.
Mekanik Bilgi ve Basit Tamir Yeteneği
Bisiklet sürmek yalnızca pedallamaktan ibaret değildir. Aynı zamanda mekanik bir uğraştır. Zincir bakımı, lastik değişimi, fren ayarı gibi temel konular hakkında bilgi sahibi olmak sizi yolda yarı yolda kalmaktan kurtarır. Yanınızda küçük bir çok amaçlı alet seti, yedek iç lastik ve mini pompa bulundurmak hayat kurtarıcı olabilir. Sele altına takılan küçük çantalar bu ekipmanlar için oldukça kullanışlıdır.
Bisikletinizi her sürüş öncesinde kontrol etmek de alışkanlık haline getirilmelidir. Lastik hava basıncı, frenlerin çalışıp çalışmadığı, zincirin durumu ve vidaların sıkılığı birkaç dakikalık bir kontrolle güvenli sürüşün anahtarı olabilir.
Bisiklet Sporunda Bakım ve Temizlik Kültürü
Bisiklet uzun ömürlü bir ekipmandır ancak doğru bakım yapılmadığında performansı hızla düşer. Zincirin düzenli olarak temizlenmesi ve uygun yağ ile yağlanması gerekir. Kuru hava koşullarında “dry lube” adı verilen yağlar tercih edilirken, yağışlı ve uzun sürüşlerde “wet lube” kullanmak daha etkilidir. Bu küçük detaylar hem sürüş kalitesini artırır hem de parça ömrünü uzatır.
Bakım sehpası edinmek de oldukça faydalıdır. Bisiklet havadayken pedal çevirmek, zincir temizlemek ve ayar yapmak çok daha kolay hale gelir. Düzenli temizlik, bisikletinizin yalnızca görünümünü değil, mekanik sağlığını da korur.

Bisiklet Sporunda Güvenlik Ekipmanları: Asla İhmal Edilmemeli
Bisiklet sporunda güvenlik, performanstan önce gelir. Kask kullanımı tartışmasız bir zorunluluktur. Kaliteli bir kask, olası bir düşüşte ciddi yaralanmaların önüne geçebilir. Bunun yanında eldiven, gözlük ve reflektif aksesuarlar da sürüş güvenliğini artırır.
Bisiklet arkasına takılan kırmızı yanıp sönen LED lambalar, trafikte görünürlüğünüzü ciddi oranda artırır. Spor gözlükleri ise yalnızca stil için değil; rüzgâr, toz ve böcek gibi dış etkenlerden korunmak için gereklidir.
Bisiklet Sporunda Giysi Tercihleri ve Konfor
Uzun süreli sürüşlerde konfor oldukça önemlidir. Kompresyon giysileri kasları destekleyerek performansı artırır ve sakatlık riskini azaltır. Bisiklet şortları jel destekli olabilir ancak herkes bu yapıyı rahat bulmayabilir. Alternatif olarak sele üzerine jel kılıf eklemek de konfor sağlar. Önemli olan, sürüş sırasında vücudun rahat ve özgür hissetmesidir.
Teknolojiden Yararlanmak
Günümüzde bisiklet sporunda teknolojinin rolü büyüktür. Telefon uygulamaları veya bisiklet bilgisayarları sayesinde hız, mesafe, nabız ve rota bilgileri takip edilebilir. Bu veriler, kişinin gelişimini görmesini sağlar ve motivasyonu artırır. Ayrıca düzenli kayıt tutmak, hedef belirleme açısından da oldukça etkilidir.
Su Tüketimi ve Dayanıklılık
Bisiklet sürerken su içmek çoğu zaman ihmal edilir ancak bu büyük bir hatadır. Vücut hareket halindeyken su kaybeder ve performans düşer. Sürüş esnasında durmadan su içmeyi öğrenmek dayanıklılığı artırır. Küçük bir suluk bile uzun vadede büyük fark yaratır.
Psikolojik Boyut: Disiplin ve Sabır
Bisiklet sporu yalnızca fiziksel değil, zihinsel bir gelişim aracıdır. Zorlandığınız anlar aslında geliştiğiniz anlardır. Her yokuş, her uzun yol, her nefes alış bir eşik atlamaktır. Bu süreçte sabırlı olmak ve süreklilik sağlamak en önemli faktördür. İlk haftalarda zorlanmak son derece doğaldır; önemli olan pes etmemektir.
Sosyal ve Kültürel Yönü
Bisiklet sürmek bireysel bir aktivite gibi görünse de zamanla sosyal bir boyut kazanır. Grup sürüşleri, etkinlikler ve kulüpler sayesinde yeni insanlarla tanışmak mümkündür. Bu da sporu yalnızca fiziksel değil sosyal bir deneyime dönüştürür. Aynı zamanda şehir kültürünün gelişmesine de katkı sağlar.

Sonuç
Bisiklet sporu, doğru yaklaşımla yalnızca bir egzersiz değil; bir yaşam tarzı, bir disiplin ve bir keşif yolculuğudur. Mekanik bilgi, güvenlik ekipmanları, doğru bisiklet seçimi ve düzenli bakım bu yolculuğun temel taşlarıdır. Ancak asıl belirleyici olan kişinin iç motivasyonu ve süreklilik isteğidir. Doğayla temas kurmak, sağlıklı kalmak ve zihinsel olarak arınmak isteyen herkes için bisiklet; düşük maliyetli ama yüksek getirili bir yatırımdır. Bir süre sonra yalnızca pedallamadığınızı, aslında kendinizi ileri taşıdığınızı fark edersiniz.
Spor
Lookman Kimdir? Fenerbahçe ve Galatasaray’a Kötü Haber! Ademola Lookman Transferinde Dev Rakip Ortaya Çıktı
Trendyol Süper Lig’de şampiyonluk yarışı her sezon olduğu gibi bu yıl da nefes keserken, iki ezeli rakip Fenerbahçe ile Galatasaray sadece sahada değil transfer piyasasında da büyük bir rekabet içerisinde yer alıyor. Taraftarların heyecanla takip ettiği ara transfer döneminde iki kulüp de kadrosunu güçlendirmek adına önemli hamleler yaparken, Avrupa’da forma giyen yıldız isimler gündemden düşmüyor. Bu isimlerden biri de Atalanta forması giyen Nijeryalı futbolcu Ademola Lookman olmuştu. Ancak son gelişmeler, hem sarı-lacivertli hem de sarı-kırmızılı camia için moral bozucu nitelikte.
Sezon başından bu yana şampiyonluk hedefi doğrultusunda ilerleyen iki kulüp, transfer çalışmalarını hızlandırmış ve özellikle hücum hattını güçlendirecek isimlere yönelmişti. Galatasaray’ın geçtiğimiz sezondan beri takip ettiği Ademola Lookman için Fenerbahçe’nin de devreye girdiği iddiaları gündeme bomba gibi düşmüştü. Hatta bazı spor kaynaklarında Fenerbahçe’nin oyuncu tarafıyla prensip anlaşmasına vardığı öne sürülmüş, Galatasaray cephesinde ise alternatif planların hazırlanabileceği konuşulmuştu. Fakat Avrupa’dan gelen yeni haberler, bu transfer yarışına üçüncü ve oldukça güçlü bir kulübün dahil olduğunu gösterdi.

Atletico Madrid Sürprizi
Yabancı spor basınında yer alan haberlere göre İspanyol devi Atletico Madrid, Ademola Lookman transferi için ciddi bir girişim başlattı. Kulübün sezon sonunda Atalanta’ya yaklaşık 35 milyon Euro civarında bir teklif sunmaya hazırlandığı belirtiliyor. Bu rakam, Türk kulüplerinin mevcut ekonomik şartları göz önüne alındığında oldukça yüksek bir seviyede bulunuyor. Atletico Madrid’in hem maddi gücü hem de Avrupa’nın üst düzey liglerinden biri olan La Liga’da mücadele etmesi, transfer sürecinde önemli bir avantaj sağlıyor.
Bu gelişme, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın planlarını doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahip. Çünkü iki kulüp de Lookman’ı kadrosuna katarak hücum hattında hız, teknik kapasite ve skor katkısı elde etmeyi hedefliyordu. Atletico Madrid’in devreye girmesi ise transfer yarışını sadece maddi değil, sportif açıdan da zorlaştırıyor. Oyuncunun Avrupa’nın elit kulüplerinden birinde forma giyme isteği, Türkiye seçeneğini ikinci plana itebilir.
Transfer Yarışında Stratejiler Değişebilir
Fenerbahçe, ara transfer döneminde yaptığı hamlelerle dikkat çekmiş ve kadrosuna önemli isimler ekleyerek şampiyonluk yolunda güçlü bir mesaj vermişti. Galatasaray ise daha seçici ancak nokta atışı transferlerle ilerlemeyi tercih etmişti. Ademola Lookman transferi, iki kulübün de ortak hedeflerinden biri haline gelmişti. Ancak Atletico Madrid’in ciddi teklif hazırlığında olması, iki kulübün de alternatif planlara yönelmesine neden olabilir.
Transfer piyasasında bu tür rekabetler yalnızca maddi güçle değil, kulüplerin vizyonu, teknik direktörün planları ve oyuncunun kariyer hedefleriyle de şekilleniyor. Lookman’ın kariyerinin bu döneminde Avrupa’nın üst sıralarında yer alan bir kulübe transfer olma isteği ağır basarsa, Türk kulüplerinin bu transferde geri planda kalması sürpriz olmayacak.
Ademola Lookman Kimdir?
Ademola Lookman, 20 Ekim 1997 tarihinde İngiltere’nin Londra kentinde dünyaya geldi. Nijerya asıllı olan futbolcu, futbola İngiltere altyapısında başladı ve genç yaşta dikkat çekmeyi başardı. Kariyerinin ilk dönemlerinde İngiliz futbolunun önemli kulüplerinde forma giyen Lookman, hız, teknik beceri ve birebirdeki etkili oyunuyla öne çıktı. Kanat pozisyonunda oynayan futbolcu, aynı zamanda forvet hattında da görev alabiliyor.
Profesyonel kariyerine İngiltere’de adım atan Lookman, zaman içerisinde Avrupa’nın farklı liglerinde forma giyerek tecrübe kazandı. Almanya ve İtalya gibi üst düzey futbol liglerinde oynama fırsatı bulan yıldız oyuncu, özellikle Serie A’da Atalanta formasıyla sergilediği performansla dikkatleri üzerine çekti. Gol katkısı, asist yeteneği ve oyun içindeki dinamizmi sayesinde takımının önemli parçalarından biri haline geldi.
Lookman’ın en dikkat çeken özelliklerinden biri süratli oyun tarzı ve dar alanda top kontrolündeki başarısıdır. Rakip savunmaları zorlayan dribbling yeteneği, onu modern futbolun aranan kanat oyuncularından biri yapmaktadır. Aynı zamanda ceza sahası çevresinde etkili şutları ve oyun görüşü de önemli avantajları arasında yer alır.

Milli Takım Tercihi ve Kariyer Yükselişi
Genç yaş kategorilerinde İngiltere formasını giyen Lookman, ilerleyen süreçte milli takım tercihini Nijerya’dan yana kullandı. Bu karar, kariyerinde yeni bir sayfa açmasını sağladı. Nijerya Milli Takımı ile uluslararası turnuvalarda boy gösteren futbolcu, burada da performansıyla adından söz ettirmeyi başardı. Hem Avrupa kulüplerinde hem de milli takım düzeyinde kazandığı deneyim, onu transfer piyasasında değerli bir oyuncu haline getirdi.
Türk Kulüpleri İçin Zor Bir Hedef
Ademola Lookman gibi Avrupa piyasasında değeri yükselen futbolcuların transferi, Türk kulüpleri için her zaman zor bir süreç olmuştur. Oyuncunun bonservis bedeli, maaş beklentisi ve kariyer planları transfer sürecinde belirleyici faktörlerdir. Atletico Madrid gibi finansal gücü yüksek kulüplerin devreye girmesi, rekabeti daha da çetin hale getirir.
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın transfer listelerinde yer alan bu tür yıldız oyuncular, taraftar heyecanını artırsa da sürecin sonu çoğu zaman Avrupa kulüplerinin lehine sonuçlanabiliyor. Yine de transfer döneminin son günlerine kadar sürpriz gelişmeler yaşanabileceği futbol dünyasında sıkça görülmüştür.

Nakit Paranın Bir Gün Tamamen Kalkması Mümkün mü? Dijitalleşen Dünyada Paranın Geleceği
Transfer Piyasasında Belirsizlik Devam Ediyor
Transfer dönemleri, futbol dünyasının en hareketli ve en öngörülemez süreçlerinden biridir. Bir oyuncunun geleceği, bazen son dakikada değişebilen tekliflerle şekillenebilir. Ademola Lookman transferinde de benzer bir senaryonun yaşanması mümkün. Atletico Madrid’in ciddi ilgisi bulunsa da Fenerbahçe ve Galatasaray gibi kulüplerin tamamen devre dışı kalması şu an için kesin değildir.
Sonuç olarak, Ademola Lookman transferi Türk futbol gündeminde önemli bir yer tutmaya devam ediyor. Oyuncunun kariyer hedefleri, Avrupa kulüplerinin teklifleri ve Türk kulüplerinin transfer stratejileri önümüzdeki günlerde bu sürecin nasıl sonuçlanacağını belirleyecek. Taraftarlar ise gelişmeleri yakından takip ederek umutlarını korumaya devam ediyor. Transfer döneminin doğası gereği son ana kadar her şeyin değişebileceği unutulmamalı.
Dünya
Avrupa Birliği Tam Olarak Ne Durumda? İngiltere Neden AB’den Ayrıldı?
Avrupa Birliği’nin bugün içinde bulunduğu durumu tartışırken en sık yapılan hata, meseleyi yalnızca “dağılma” ya da “çöküş” kavramları üzerinden okumaktır. Oysa asıl soru şudur: Avrupa Birliği, küresel sistemdeki ağırlığını ve yön verici gücünü kaybediyor mu? Bugünkü tabloya bakıldığında AB, ekonomik, hukuki ve kurumsal olarak hâlâ dünyanın en güçlü birliklerinden biridir. Ancak bu güç, geçmişte olduğu kadar belirleyici ve yön tayin edici bir role dönüşememektedir. Bunun nedeni çöküş değil, dünyanın hızına ayak uyduramama problemidir.
Avrupa Birliği neden “yavaş” görünüyor?
Avrupa Birliği’nin en büyük avantajı olan kurumsal yapı, aynı zamanda onun en büyük handikapıdır. Birliğe üye 27 ülkenin farklı ekonomik öncelikleri, siyasi hassasiyetleri ve toplumsal dinamikleri vardır. Bu çeşitlilik, teoride zenginlik yaratırken pratikte karar alma süreçlerini ağırlaştırır. ABD’de bir başkanın aldığı karar günler içinde uygulamaya konulabilirken, AB’de aynı konuda aylar süren müzakereler, veto tehditleri ve uzlaşma arayışları yaşanır.
Ekonomik açıdan bakıldığında AB hâlâ devasa bir pazardır. Ancak bu büyüklük, risk alma iştahının düşmesine yol açmaktadır. ABD teknoloji ve finans alanında agresif büyüme stratejileri izlerken, Çin devlet destekli sanayi politikalarıyla küresel pazarlara yüklenirken, AB daha çok mevcut düzeni korumaya odaklanmaktadır. Yeşil mutabakat, çevre standartları ve sıkı regülasyonlar uzun vadede sürdürülebilirlik açısından doğru adımlar olabilir; fakat kısa vadede Avrupa merkezli şirketleri rekabet dezavantajına sokabilmektedir.

Demografi ve göç sorunu
Avrupa Birliği’nin önündeki en büyük yapısal sorunlardan biri demografidir. Avrupa nüfusu hızla yaşlanmaktadır. Çalışan nüfus azalırken emekli nüfus artmakta, bu durum sosyal güvenlik sistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Göç teorik olarak bu açığı kapatabilecek bir çözüm gibi görünse de, pratikte siyasi ve toplumsal gerilimleri beraberinde getirmektedir.
Birçok Avrupa ülkesinde göç, sadece ekonomik bir mesele değil, kimlik ve güvenlik tartışmasının merkezine yerleşmiştir. Bu durum, aşırı sağ ve popülist partilerin güçlenmesine zemin hazırlamış, AB karşıtı söylemler giderek daha geniş kitlelere ulaşmıştır. Birlik, göç konusunda ortak ve net bir politika üretemediği için her kriz, AB’nin zayıflığına dair algıyı biraz daha pekiştirmiştir.
Siyasi birlik mi, ekonomik birlik mi?
Avrupa Birliği’nin temel çelişkilerinden biri de budur. Ekonomide ortak pazar ve ortak para gibi güçlü araçlara sahip olan AB, konu dış politika, savunma veya kriz yönetimine geldiğinde aynı bütünlüğü sergileyememektedir. Ukrayna savaşı bu durumu net biçimde ortaya koymuştur. AB yaptırımlar, mali destek ve diplomatik girişimlerde bulunmuş; ancak sahada belirleyici olan askeri ve stratejik hamleler büyük ölçüde ABD tarafından yönlendirilmiştir.
Bu noktada Avrupa Birliği’nin NATO’ya ve özellikle Washington’a olan bağımlılığı bir kez daha görünür hâle gelmiştir. Askerî kapasite ve caydırıcılık açısından AB, hiçbir zaman tam anlamıyla bağımsız bir aktör olamamıştır. Bu da onu küresel güç mücadelesinde ikincil bir konuma itmektedir.
Teknoloji ve yenilik yarışında Avrupa
Teknoloji çağında güç, artık sadece toprak veya nüfusla ölçülmemektedir. Veri, yapay zekâ, yazılım ve inovasyon, yeni küresel rekabet alanlarıdır. AB bu alanda kuralları yazan, standartları belirleyen bir aktör olarak öne çıksa da, oyunu domine eden şirketleri çıkarma konusunda geride kalmıştır.
Bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerine bakıldığında ABD ve Çin merkezli firmaların ağırlığı açıkça görülür. Avrupa ise çoğu zaman “oyunun hakemi” konumundadır. Bu durum uzun vadede etik ve hukuki açıdan önemli bir rol sunsa da, ekonomik ve stratejik güç açısından bir eksiklik yaratmaktadır.
İngiltere neden ayrıldı?
Bu tablo içinde Birleşik Krallık’ın ayrılık kararı, aslında ani bir kopuştan ziyade uzun süredir biriken bir uyumsuzluğun sonucudur. İngiltere hiçbir zaman kendini AB’nin siyasi bir parçası olarak görmedi. Euro’ya geçmedi, Schengen sistemine katılmadı ve sürekli özel statü talep etti. Zihinsel olarak zaten “yarı içeride, yarı dışarıda” bir konumdaydı.
En kritik meselelerden biri egemenlik algısıydı. İngiliz kamuoyunda, Brüksel’den gelen düzenlemelerin Westminster’ın yetkisini aşındırdığına dair güçlü bir kanaat oluşmuştu. “Bizim yasalarımızı neden seçmediğimiz bürokratlar belirliyor?” sorusu, referandum sürecinde son derece etkili oldu. Bu algı her zaman somut gerçeklerle örtüşmese de siyasette algı, çoğu zaman gerçeğin önüne geçer.

Göç ve kimlik tartışmaları
Brexit sürecini hızlandıran en önemli katalizörlerden biri de göç meselesiydi. AB’nin serbest dolaşım ilkesi, özellikle Doğu Avrupa’dan gelen iş gücüyle birlikte İngiltere’nin bazı bölgelerinde ciddi tepkilere yol açtı. Ekonomik sıkıntıların ve sosyal problemlerin kaynağı çoğu zaman iç politikalar olsa da, sorumluluk AB’ye yüklendi.
Bu noktada Brexit, sadece AB’ye karşı bir oy değil; aynı zamanda küreselleşmeden faydalanan elitlere karşı bir tepki olarak da okunmalıdır. Londra merkezli finans ve hizmet sektörleri büyürken, taşra ve sanayi bölgelerinde yaşayan kesimler kendilerini geride bırakılmış hissetti. Referandum, bu öfkenin sandığa yansıdığı bir kırılma anı oldu.
İngiliz istisnacılığı ve küresel hayal
İngiltere’nin tarihsel hafızasında kendini kıta Avrupası’ndan ayrı ve küresel bir güç olarak konumlandırma eğilimi güçlüdür. ABD ile “özel ilişki”, Commonwealth geçmişi ve deniz aşırı ticaret fikri, siyasi hayalde hâlâ canlıdır. Bu nedenle “AB olmadan da ayakta durabiliriz” düşüncesi birçok seçmen için gerçekçi görünmüştür.
Bugünden bakıldığında Brexit’in İngiltere’yi ne kadar özgürleştirdiği tartışmalıdır. Ekonomik maliyetler, ticari belirsizlikler ve siyasi gerilimler hâlâ devam etmektedir. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, İngiltere zaten hiçbir zaman tam anlamıyla bu birliğin parçası olmayı kabullenmemişti. Ayrılık, bu anlamda gecikmiş bir yüzleşme olarak da değerlendirilebilir.

Americano ismi İkinci Dünya Savaşı’ndan geliyor
Sonuç: Avrupa Birliği bitiyor mu?
Avrupa Birliği bugün çöken bir yapı değildir. Tek pazar hâlâ güçlüdür, hukuk sistemi sağlamdır ve yaşam kalitesi birçok bölgeye kıyasla yüksektir. Ancak AB’nin en büyük sınavı, değişen dünyaya uyum sağlama meselesidir. Daha hızlı karar alabilen, teknoloji ve savunma alanında daha cesur adımlar atabilen bir yapı oluşturulamazsa, küresel ağırlığı giderek sembolik hâle gelebilir.
İngiltere’nin ayrılığı ise bu sürecin bir sonucu olduğu kadar, bir uyarı işareti olarak da okunmalıdır. AB, sessiz ama dayanıklı bir güç olmaya devam ediyor; fakat gelecekte belirleyici bir aktör olup olmayacağı, temposunu artırıp artıramayacağına bağlıdır.
-
Kadın ve Moda3 hafta agoBurç Yorumlarına İnananlar Zeki mi Aptal mı? Bilim, Psikoloji ve Gerçekler Ne Söylüyor?
-
Kültür-Sanat1 hafta agoŞıpsevdi (Love is…) Sakızlarındaki Karikatürlerin Ardındaki Gerçek Aşk Hikayesi
-
Seyahat3 hafta agoKışın Araba Sürerken Dikkat Edilmesi Gerekenler: Hayat Kurtaran Güvenli Sürüş Teknikleri!
-
Kadın ve Moda2 hafta agoTürkiye’de Bulunabilen Kadın Parfümleri; Uygun Fiyatlı ve Şekerli Olmayan Kokular.
-
Yemek & Sağlık2 hafta agoÇağımızın Görünmez Vebası Dopamin Bağımlılığı Olabilir mi?
-
Seyahat2 hafta agoTürkiye’den Arabayla 1 Haftalık Balkanlar Turu (2026): Rota & Maliyet Rehberi
-
Yemek & Sağlık3 hafta agoKahve Depresyona İyi Gelir mi? Bilim İnsanları Bu Sorunun Cevabını Veriyor
-
İş Dünyası3 hafta agoDünyanın En Büyük Şirketleri Maaşları: Amazon, Google, Apple ve Tesla Çalışanlarına Ne Kadar Ödüyor?
