Powered by Pinek Medya

Haberler

Enes Batur Kontrolden mi Çıkıyor? Ünlü YouTuber’ın Son Dönemdeki Şaşırtıcı Davranışları Gündemde

Paylaşıldı

on

enes batur

Türkiye’nin en popüler YouTuber’larından Enes Batur, son zamanlarda yaptığı açıklamalar, sosyal medya paylaşımları ve agresif tutumlarıyla yeniden gündemin en çok konuşulan ismi haline geldi.
Bir dönem “YouTube’un altın çocuğu” olarak görülen fenomen, artık hem hayranlarını hem de takipçilerini şaşırtan hareketlerle anılıyor.
Peki Enes Batur neden bu kadar değişti, gerçekten kafayı mı yedi? İşte detaylar…


Dijital Dünyanın İlk Fenomenlerinden Biri

Enes Batur Sungurtekin, 2013 yılında YouTube’a yüklediği ilk videolarla kısa sürede milyonlara ulaşmıştı.
Oyun videolarıyla başlayan kariyeri, yıllar içinde vlog’lara, şakalarla dolu içeriklere, filmlere ve şarkılara dönüştü.
YouTube Türkiye’nin “ilk jenerasyon yıldızı” olarak bilinen Batur, zamanla devasa bir takipçi kitlesine ulaştı.

Ancak şöhret, her zaman beraberinde baskı da getirir. Enes Batur’un son birkaç yılda yaşadığı dalgalanmalar, artık onun sosyal medyadaki “eski enerjisini” kaybettiğini gösteriyor.


Sessiz YouTube Kanalı, Fırtınalı Sosyal Medya

2025 yılı itibarıyla Enes Batur’un YouTube kanalında uzun süreli bir sessizlik hakimdi.
Bu durum, “YouTube’u bıraktı mı?” sorularını gündeme taşıdı.
Eskisi kadar üretken olmayan Batur, video paylaşmak yerine sosyal medya platformlarında kısa ve tartışmalı paylaşımlar yapmaya başladı.

Bazı takipçileri bu durumu “yaratıcı mola” olarak yorumlasa da, çoğu kişi psikolojik çöküşün işareti olarak gördü.
Zira Batur’un Instagram ve X (Twitter) hesaplarında paylaştığı bazı yazılar, öfke, alay ve geçmişe takılıp kalmışlık izlenimi veriyordu.

image 48

Eski Aşkın Gölgesinde Yaşanan Kriz

Eski sevgilisi Başak Karahan ile yaşadığı süreç, son dönemin en büyük kırılma noktalarından biri oldu.
İkilinin 2021’de sonlanan ilişkisi, yıllar sonra yeniden gündeme taşındı.
Başak Karahan’ın evlilik hazırlıkları yaptığı dönemde Batur’un, onunla ilgili paylaşımlar yapması, profil fotoğrafını değiştirmesi ve ima dolu sözler paylaşması tepki çekti.

Karahan, tüm bu davranışların ardından 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı.
Dava dilekçesinde “sürekli psikolojik rahatsızlık yaratan davranışlar” ve “kişilik haklarına saldırı” ifadeleri yer aldı.

Enes Batur ise bu süreçte alaycı tavrını sürdürdü. Paylaşımlarında açıkça isim vermese de, “Bazı şeyleri affetmek olgunluk değil, yorgunluktur.” gibi göndermeler yaptı.
Bu da “Enes Batur kafayı mı yedi?” tartışmalarını sosyal medyada alevlendirdi.


Deli Mi Ne? Polemiği – Gerginlik Tırmanıyor

Bir başka dikkat çeken olay, Deli Mi Ne? adlı YouTuber’la yaşanan söz düellosu oldu.
Eskiden aynı platformlarda içerik üreten iki isim, uzun süredir aralarının açık olduğu biliniyordu.

Batur’un son dönemde yaptığı bir paylaşımda, “Deliyi oynamayı bırak, herkesin bildiği sırlar var.” ifadesini kullanması takipçiler arasında şaşkınlık yarattı.
Söz konusu paylaşım kısa sürede silinse de ekran görüntüleri viral oldu.

Bu olay, Enes Batur’un sosyal medya kontrolünü kaybettiği yönünde yorumlara neden oldu.
Birçok kullanıcı, “Böyle devam ederse kariyerini kendi elleriyle bitirecek.” şeklinde yorum yaptı.


Fenomenin Ruh Hali: “Tükenmişlik Sendromu” Mu?

Psikologlar, son dönem fenomen davranışlarını “sosyal medya tükenmişliği” olarak yorumluyor.
Uzun yıllar boyunca kamera önünde yaşayan, sürekli eleştirilen ve bir imajı korumak zorunda kalan kişilerde bu sendrom sık görülüyor.

Enes Batur da bir dönem milyonların ilgisiyle büyüyen bir figürdü.
Ancak her paylaşımın saniyeler içinde linç edildiği, her açıklamanın olay olduğu bir ortamda, mental dayanıklılığın korunması kolay değil.

Son haftalardaki agresif paylaşımlar, ani çıkışlar ve “duygusal kriz havası” tam olarak bu tükenmişlik tablosuna uyuyor.

Enes Batur tükenmişlik sendromunda mı?

Gündemde Kalma Stratejisi Mi?

Bazı sosyal medya analistleri ise bu durumu farklı yorumluyor.
Onlara göre tüm bu çıkışları planlı bir “geri dönüş kampanyası”.
Yani bu kriz, aslında kasıtlı bir “yeniden sahneye çıkış” senaryosu olabilir.

Fenomenin geçmişte de benzer şekilde tartışmalar yaratarak gündem olduğu biliniyor.
Örneğin “Enes Batur Hayal mi Gerçek mi?” filmi öncesinde yaptığı ilginç paylaşımlar, filmin tanıtımına katkı sağlamıştı.

Dolayısıyla bazı takipçiler, bu son çıkışların arkasında da bir proje ya da yeni içerik serisi hazırlığı olabileceğini düşünüyor.


Sosyal Medyada Tepkiler Büyüyor

Twitter ve TikTok’ta “Enes Batur ne yapıyor?”, “Batur iyileş artık” gibi etiketler kısa sürede trend listesine girdi.
Bazı hayranlar “o bizim büyüdüğümüz çocuk, sadece yorgun” diyerek destek verirken, bazı kullanıcılar “artık kendini kaybetti” diyerek eleştirilerini dile getirdi.

Birçok takipçi, Enes Batur’un profesyonel destek alması gerektiğini düşünüyor.
Bazı psikologlar ise fenomenlerin yaşadığı bu tür “kriz içerikleri”nin, toplumda genç takipçiler üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği uyarısında bulundu.

Sosyal Medya'da Enes Batur'a tepkiler büyüyor

Enes Batur’un Sessizliği Bozması Bekleniyor

Yakın çevresine göre, şu sıralar “kişisel yenilenme sürecinde”.
Yeni bir içerik projesi ve belki de YouTube dönüşü için hazırlık yaptığı konuşuluyor.
Bazı söylentilere göre bu dönüş, “kendimle yüzleşiyorum” temalı özel bir video serisiyle olacak.

Eğer bu doğruysa, Enes Batur’un yaşadığı bu kriz, kariyerinin ikinci perdesi olabilir.
Ancak bu kez, kitlelerin onu yeniden kabul etmesi hiç kolay olmayacak.


Sonuç: Efsanenin Çöküşü Mü, Yeniden Doğuşu Mu?

Gerçek olan şu:
Bir zamanlar milyonlara ilham veren Enes Batur, şu anda kendi iç savaşını yaşıyor.
Bu süreç sonunda yeniden toparlanıp sahneye mi çıkacak, yoksa dijital dünyanın unutulan yıldızlarından biri mi olacak, bunu zaman gösterecek.

Enes Batur, Türk internet tarihinin en etkili isimlerinden biri.
Ancak son dönemdeki davranışları, onun imajına ciddi zarar verdi.
Kimine göre “aklını kaybetti”, kimine göre ise “sistemi sorguluyor”.

Han van Meegeren: Efsane Ressamları Taklit Ederek Milyoner Olan Adam

Enes Batur Hasta mı? Enes Batur Psikoz Mu?

Son zamanlarda yaşanan kontrol dışı sosyal medya çıkışları üzerine, bazı takipçiler Enes Batur’un sağlık durumu hakkında spekülasyonlara başladı. “Enes Batur hasta mı?”, “Psikoz mu yaşıyor?” gibi sorular özellikle yorumlarda sıkça karşımıza çıkıyor.

Gerçek şu ki, Enes Batur’un sağlık durumu hakkında resmi bir açıklama yapılmış değil. Ne bir doktor raporu ne de kendisinden gelen bir beyan var. Dolayısıyla “hasta” ya da “psikoz” gibi iddialar yalnızca takipçiler arasında yayılan spekülasyon seviyesinde kalıyor.

Ancak bu tür yorumlar, özellikle sosyal medya fenomenleri için psikolojik baskının ne derece ağır olabileceğini gösteriyor. Sürekli kamuoyu önünde olmak, eleştirilere açık olmak ve imajını koruma zorunluluğu, ruh sağlığı üzerinde ciddi yük oluşturabiliyor.

Enes Batur hasta mı?

Bazı kullanıcılar, Batur’un aşırı stres, kaygı, yalnızlık ya da depresyon benzeri sorunları olabileceğini düşünüyor. “İfade edilmemiş zihinsel bunalımın dışavurumu” olarak yorumlanan sert çıkışlar, psikodrama niteliğinde bir durum olarak algılanıyor.

Bu yorumlar tamamen spekülasyon olmasına rağmen, takipçi kitlesi ve sosyal medya kullanıcısı açısından dikkat çekici. Psikologlara göre, “kamuya açık kişilerde mental durum yorumlamaları” tehlikeli sınırda olabilir. Çünkü sağlam kanıt olmadan yapılan “hasta” yaftası, karalama ya da önyargı olarak algılanabilir.

En doğru adım, Enes Batur’dan ya da yetkililerinden resmi bir açıklama beklemek. Her ne olursa olsun, kişinin özel sağlık durumu spekülasyona konu edilmemeli.

Psikoz Nedir?

Psikoz, kişinin gerçeklikle bağının geçici veya kalıcı olarak bozulduğu ciddi bir ruhsal durumdur. Bu durumda birey, çevresinde olup bitenleri sağlıklı bir şekilde algılayamaz; düşünceler, duygular ve davranışlar arasındaki denge bozulur.
Kısacası kişi, gerçek ile hayal arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanır.

Psikoz yaşayan kişiler genellikle halüsinasyon (olmayan şeyleri duymak, görmek veya hissetmek) ya da sanrılar (gerçek dışı düşüncelere kesin olarak inanmak) yaşarlar.
Örneğin, biri kendisine komplo kurulduğunu düşünebilir ya da olmayan sesler duyabilir. Bu durum, yoğun stres, uykusuzluk, madde kullanımı veya bipolar bozukluk gibi psikiyatrik rahatsızlıkların sonucu olarak ortaya çıkabilir.

Enes Batur Psikoz mu?

Belirtiler genellikle şunlardır:

  • Gerçek olmayan sesler veya görüntüler algılamak (halüsinasyon)
  • Paranoyak düşünceler ve aşırı şüphecilik
  • Davranışlarda ani değişimler, öfke patlamaları veya içine kapanma
  • Düşünce akışında bozulmalar ve anlamsız konuşmalar
  • Kişisel bakımda azalma, sosyal ilişkilerden uzaklaşma

Psikoz, halk arasında çoğu zaman yanlış anlaşılan bir durumdur. “Delilik” veya “akıl hastalığı” gibi damgalayıcı ifadelerle anılsa da, erken teşhis ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen bir rahatsızlıktır.
Psikoterapi, ilaç tedavisi ve sosyal destekle birçok kişi normal yaşamına geri dönebilmektedir.

Bu nedenle, sosyal medyada herhangi bir kişinin davranışlarını “psikoz” olarak nitelendirmek ciddi bir iddiadır ve kesin tanı ancak uzman bir psikiyatrist tarafından konulabilir.
Kamuya mal olmuş kişilerde bu tür tanımlamaların spekülatif yapılması hem etik değildir hem de o kişinin toplumsal imajına zarar verebilir.

İş Dünyası

Dünyanın En Büyük Şirketleri Maaşları: Amazon, Google, Apple ve Tesla Çalışanlarına Ne Kadar Ödüyor?

Paylaşıldı

on

By

dunyanin en buyuk sirketleri maaslari

Dünyanın en büyük şirketleri maaşları, son yıllarda sadece iş arayanların değil, küresel gelir adaletsizliğini merak eden herkesin dikkatini çekiyor. Amazon, Google, Apple, Microsoft ve Tesla gibi dev markalar milyarlarca dolarlık kârlar açıklarken, bu şirketlerin çalışanlarına ne kadar ücret ödediği ciddi bir tartışma konusu hâline geliyor.

“Dünyanın en büyük şirketleri maaşları” konusu, sadece iş arayanları değil; küresel gelir adaletsizliğini, çalışma koşullarını ve modern kapitalizmin gerçek yüzünü anlamak isteyen herkes için önemli bir başlık. Çünkü bir şirketin piyasa değeriyle, çalışanına sunduğu ücret her zaman doğru orantılı olmuyor.

Bu haberde Amazon’dan Google’a, Apple’dan Tesla’ya kadar dünyanın en büyük şirketlerinin işçi, mühendis ve ofis çalışanlarına ödediği maaşları, kamuya açık veriler ve sektör raporları üzerinden inceliyoruz.

Amazon: Saatlik Ücret Tartışmalarının Merkezindeki Dev

Amazon, dünyanın en büyük e-ticaret ve bulut bilişim şirketlerinden biri. Yıllık gelirleri yüz milyarlarca doları aşarken, maaş politikası uzun süredir tartışma konusu.

ABD’de Amazon’un depo ve lojistik çalışanları genellikle saatlik ücret ile çalışıyor. Bu ücret eyalete göre değişmekle birlikte ortalama 18–22 dolar arasında. Yıllık bazda bakıldığında bu rakam 35.000 – 45.000 dolar seviyesine denk geliyor. Şirket son yıllarda taban ücreti artırsa da çalışma temposu ve performans baskısı, maaş tartışmalarını canlı tutuyor.

Ofis tarafında ise tablo farklı. Yazılım geliştiriciler, veri analistleri ve AWS mühendisleri için maaşlar 120.000 – 180.000 dolar aralığında. Ancak bu rakamların önemli bir bölümü hisse senedi ve bonuslarla tamamlanıyor.

Dünyanın En Büyük Şirketleri Maaşları: Amazon, Google, Apple ve Tesla Çalışanlarına Ne Kadar Ödüyor?

Apple: Prestijli Marka, Dengeli Ama Tartışmalı Ücretler

Apple, dünyanın en değerli şirketlerinden biri. iPhone, Mac ve iPad gibi ürünlerle devasa kârlar elde eden şirketin maaş yapısı ise ikiye ayrılıyor.

Apple Store çalışanları, yani perakende tarafındaki personel, ABD’de yıllık ortalama 40.000 – 50.000 dolar civarında kazanıyor. Bu rakam, şirketin kârlılığıyla kıyaslandığında bazı çevrelerce düşük bulunuyor.

Buna karşın mühendisler, ürün tasarımcıları ve yazılım ekipleri için maaşlar oldukça yüksek. Apple’da bir yazılım mühendisi 130.000 – 200.000 dolar aralığında gelir elde edebiliyor. Ayrıca özel sağlık sigortaları, hisse planları ve uzun vadeli bonuslar maaşı yukarı çeken unsurlar arasında. Dünyanın en büyük şirketleri maaşları incelendiğinde sektörler arası ciddi farklar olduğu görülüyor.

2026 Dünya Kupası Bileti Nasıl Alınır? FIFA Tüm Aşamaları Tek Tek Açıkladı

Google (Alphabet): Yüksek Maaş + Konfor Paketi

Google, çalışan memnuniyeti denildiğinde akla gelen ilk şirketlerden biri. Google’ın maaş politikası, teknoloji sektöründe adeta referans kabul ediliyor.

Şirket bünyesindeki yazılım mühendislerinin yıllık kazancı 140.000 – 220.000 dolar arasında değişiyor. Kıdemli mühendislerde bu rakam daha da yukarı çıkabiliyor. Ofis çalışanları için maaşlar sektör ortalamasının üzerinde.

Google’ı farklı kılan yalnızca maaş değil. Ücretsiz yemekler, esnek çalışma saatleri, uzaktan çalışma imkânı ve mental sağlık destekleri gibi yan haklar, toplam kazancı ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle “dünyanın en büyük şirketleri maaşları” karşılaştırmalarında Google genellikle üst sıralarda yer alıyor.Teknoloji alanında dünyanın en büyük şirketleri maaşları, mühendisler için oldukça cazip seviyelere ulaşabiliyor.

Microsoft: Kurumsal Güvence ve İstikrarlı Gelir

Microsoft, daha klasik ve kurumsal bir maaş politikası izliyor. Şirket, özellikle uzun vadeli istihdam ve istikrar arayan çalışanlar için cazip.

Microsoft’ta yeni mezun bir yazılım geliştiricinin maaşı 90.000 – 110.000 dolar seviyesinden başlıyor. Deneyim arttıkça bu rakam 150.000 doların üzerine çıkabiliyor. Üst düzey teknik pozisyonlarda hisse ve bonuslarla birlikte gelir daha da yükseliyor.

Şirketin öne çıkan yönü, ani işten çıkarmaların görece az olması ve çalışanlarına sunduğu uzun vadeli kariyer planları.

yurt disi maaslari kac para

Tesla: Yüksek Tempo, Görece Düşük Ücret Tartışması

Tesla, elektrikli otomobil devriminin öncüsü olarak görülse de maaş politikası sık sık eleştiriliyor.

Tesla fabrikalarında çalışan işçilerin yıllık kazancı genellikle 40.000 – 55.000 dolar bandında. Bu rakam, otomotiv sektöründeki bazı rakiplerin gerisinde kalabiliyor. Yoğun çalışma temposu ve vardiya sistemi, maaşın yeterliliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Mühendislik ve yazılım tarafında ise maaşlar daha yüksek; 110.000 – 160.000 dolar aralığında. Ancak Tesla’nın “yüksek beklenti – yüksek stres” kültürü, maaş kadar çalışma koşullarını da gündeme taşıyor.

Meta (Facebook): Yüksek Maaş, Yüksek Baskı

Meta, sosyal medya ve sanal gerçeklik alanında faaliyet gösteriyor. Maaşlar açısından bakıldığında sektörün en cömert şirketlerinden biri.

Meta’da yazılım mühendisleri 150.000 – 230.000 dolar aralığında gelir elde edebiliyor. Ancak son yıllarda yaşanan toplu işten çıkarmalar, yüksek maaşın iş güvencesi anlamına gelmediğini de gösterdi.

CEO Maaşları ile Çalışan Maaşları Arasındaki Uçurum

Dünyanın en büyük şirketleri maaşları incelenirken en çarpıcı fark, CEO gelirleriyle ortaya çıkıyor. Birçok şirkette CEO’lar yılda 20–50 milyon dolar ve üzeri kazanç elde ederken, ortalama bir çalışanın yıllık geliri bunun çok küçük bir kısmı.

Bu durum, küresel ölçekte gelir adaletsizliği tartışmalarını da beraberinde getiriyor.

Türkiye Perspektifi: Bu Rakamlar Ne İfade Ediyor?

Türkiye’deki ortalama maaşlar ve asgari ücret düşünüldüğünde, bu rakamlar çoğu çalışan için ulaşılması zor seviyeler. Ancak küresel şirketlerin Türkiye ofislerinde maaşlar genellikle yerel piyasa koşullarına göre belirleniyor ve ABD seviyelerine yaklaşmıyor.

Sonuç: Büyük Şirket Her Zaman Büyük Maaş Demek mi?

Dünyanın en büyük şirketleri maaşları incelendiğinde net bir tablo ortaya çıkıyor: Şirketin büyüklüğü her zaman çalışan maaşına doğrudan yansımıyor. Bazı firmalar yüksek maaş ve yan haklarla öne çıkarken, bazıları marka prestiji ve kariyer fırsatlarını ön plana koyuyor.

Çalışan için asıl önemli olan; maaş, iş güvencesi, çalışma koşulları ve uzun vadeli tatmin arasında doğru dengeyi bulabilmek. Çünkü büyük isimler her zaman büyük kazanç anlamına gelmeyebiliyor.

Okumaya Devam Et

Haberler

Amerika’nın Venezuela Senaryosu Üzerinden Dünya Siyasetinde Açılabilecek Tehlikeli Kapı

Paylaşıldı

on

By

venezuela

Uluslararası ilişkiler tarihinde bazı olaylar vardır ki yaşanmış olmaları gerekmez; ihtimallerinin bile konuşulması dünya düzeni açısından ürkütücüdür. Son günlerde küresel kamuoyunda tartışılan ve “ya gerçekten böyle olsaydı?” sorusunu gündeme getiren varsayımsal bir senaryo da tam olarak bunu yapıyor: ABD’nin Venezuela’ya doğrudan askeri müdahalede bulunarak bir devlet başkanını zorla görevden alması.

Bu yazı, yaşanmış bir olayı değil; uluslararası hukuk, güç dengeleri ve yakın tarih örnekleri ışığında böyle bir adımın ne anlama geleceğini ele alan bir analizdir. Çünkü günümüz dünyasında asıl tehlike, fiilen yapılanlardan çok, yapılabilir hâle gelenlerdir.

Egemenlik Kavramı Bir Gün Gerçekten Anlamsızlaşırsa

Modern dünya düzeninin temel taşlarından biri, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda açıkça tanımlanan egemenlik ilkesidir. Buna göre hiçbir devlet, başka bir devletin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına zor kullanarak müdahale edemez. Teoride.

Ancak pratikte bu ilke, özellikle büyük güçler söz konusu olduğunda sık sık esnetilmiş, hatta tamamen görmezden gelinmiştir. Irak, Libya, Afganistan gibi örnekler hâlâ hafızalardayken, Venezuela üzerinden kurgulanan bu senaryo şu soruyu sorduruyor:

“Eğer bir süper güç, başka bir ülkenin liderini askeri operasyonla alıp götürmeyi normalleştirirse, dünyada hangi ülke gerçekten güvende kalabilir?”

Bu tür bir adım yalnızca hedef alınan ülkeyi değil, tüm uluslararası sistemi çökertecek bir emsal yaratır.

ABD’nin Latin Amerika Geçmişi: Varsayım mı, Alışkanlık mı?

Bu senaryonun bu kadar inandırıcı bulunmasının sebebi, tarihsiz bir hayal ürünü olmaması. ABD’nin Latin Amerika ile ilişkileri, 19. yüzyıldan bu yana “arka bahçe” mantığıyla şekillendi.

1823’te ilan edilen Monroe Doktrini, Avrupa’nın kıtaya müdahalesini engellemeyi amaçlıyordu. Ancak zamanla bu doktrin, Washington’ın bölgeye dilediği gibi müdahale etmesinin ideolojik zeminine dönüştü.
Panama, Guatemala, Şili, Nikaragua, Grenada… Liste uzayıp gidiyor.

Dolayısıyla Venezuela gibi devasa enerji kaynaklarına sahip, üstelik ABD ile ideolojik olarak sorunlu bir ülke üzerinden böyle bir senaryonun tartışılması bile, küresel güvensizliği derinleştiriyor.

image 3

Demokrasi Söylemi mi, Kaynak Gerçeği mi?

Varsayımsal senaryolarda sıkça kullanılan gerekçeler tanıdık:
“Uyuşturucuyla mücadele”,
“insan hakları”,
“demokratik geçiş”.

Ancak modern tarihte bu söylemlerin çoğu zaman ekonomik ve stratejik çıkarların vitrini olduğu artık neredeyse kimse tarafından inkâr edilmiyor.

Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip. Enerji güvenliği, büyük güçlerin kırmızı çizgisi. Böyle bir tabloda, askeri müdahalenin ahlaki gerekçeleri ne kadar yüksek sesle dile getirilirse getirilsin, asıl motivasyon sorgulanmadan edilemiyor.

Böyle Bir Adım Atılırsa Dünya Ne Olur?

Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak tablo son derece sarsıcı olurdu:

  • Birleşmiş Milletler fiilen işlevsizliğini ilan etmiş olurdu
  • Küçük ve orta ölçekli devletler, güvenliklerini sorgulamaya başlardı
  • Bölgesel silahlanma hızlanırdı
  • “Önleyici savunma” gerekçesiyle daha fazla müdahale meşrulaşırdı

Kısacası dünya, hukukun değil gücün belirleyici olduğu bir düzene doğru hızla sürüklenirdi.

Pandora’nın Kutusu Bir Kez Açılırsa

Uluslararası ilişkilerde en tehlikeli şey, emsaldir. Bir kez “bu yapılabilir” algısı yerleştiğinde, yarın başka bir coğrafyada, başka bir lider için aynı senaryo masaya konabilir.

Bugün Venezuela üzerinden tartışılan bu ihtimal, yarın Orta Doğu’da, Afrika’da ya da Asya’da bir başka ülkenin kapısını çalabilir. İşte bu yüzden mesele yalnızca bir ülke ya da bir lider meselesi değildir; küresel düzenin geleceği meselesidir.

image 4

Türkiye ve Benzeri Ülkeler Açısından Okuma

Bu tür senaryolar, özellikle kendi savunma kapasitesini güçlendirmeye çalışan ülkeler açısından uyarıcıdır. Yakın tarih, dış müdahalelere karşı siyasi birlik ve caydırıcı güç olmadan ayakta kalmanın ne kadar zor olduğunu defalarca göstermiştir.

Egemenlik, sadece anayasal bir kavram değil; korunmadığı anda buharlaşan bir haktır.

Enflasyon 2025 Yılını Yüzde 30,89 ile Kapattı: Beklentilerin Altında Gelen Aralık Verileri Ne Anlama Geliyor?

image 5

Sonuç: Asıl Tehlike Sessizliktir

Bu yazıda anlatılanlar yaşanmış bir olay değil, ama yaşanması mümkün hâle gelen bir dünyanın fotoğrafıdır. Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Büyük güçler sınırları zorlar; eğer karşılarında ilkesel bir duruş yoksa, o sınırlar tamamen ortadan kalkar.

Bugün konuşulan bu senaryo, aslında şu sorunun etrafında dönüyor:

Dünya, güçlü olanın her şeyi yapabildiği bir düzene razı mı olacak, yoksa hukuku gerçekten savunacak mı?

Bu sorunun cevabı, sadece Venezuela’nın değil, hepimizin geleceğini belirleyecek.

Okumaya Devam Et

Haberler

Enflasyon 2025 Yılını Yüzde 30,89 ile Kapattı: Beklentilerin Altında Gelen Aralık Verileri Ne Anlama Geliyor?

Paylaşıldı

on

By

enflasyon

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Aralık ayına ilişkin açıkladığı tüketici ve üretici fiyat endeksi verileri, 2025 yılının enflasyon karnesini ortaya koydu. Açıklanan rakamlar, yılın son ayında hem aylık hem de yıllık bazda beklentilerin altında kalan bir enflasyon görünümüne işaret ederken, fiyat artışlarında ivme kaybının sürdüğünü gösterdi.

Aralık Ayı Rakamları Ne Diyor?

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Aralık 2025 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 30,89 olarak gerçekleşti. Böylece enflasyon, 2024 yılına kıyasla belirgin bir düşüş kaydederken, piyasa beklentilerinin de hafif altında kaldı.

Aylık bazda enflasyon ise yüzde 0,89 ile ölçüldü. Bloomberg HT’nin gerçekleştirdiği anketlerde aylık enflasyon beklentisi yüzde 0,97, yıllık beklenti ise yüzde 31 seviyesindeydi. Bu açıdan bakıldığında Aralık verileri, piyasanın öngördüğünden daha ılımlı bir tablo sundu.

Çekirdek Enflasyon Ne Diyor?

Gıda, enerji, alkollü içecekler, tütün ve altın gibi oynak kalemlerin dışarıda bırakıldığı çekirdek enflasyon (C endeksi) yıllık bazda yüzde 31,08 olarak açıklandı. Çekirdek enflasyonun manşet enflasyona yakın seyretmesi, fiyat artışlarının daha genele yayılan bir yapıdan yavaş yavaş çıkmaya başladığına dair yorumlara neden oldu.

Ekonomistler, çekirdek enflasyondaki sınırlı gerilemenin özellikle hizmet fiyatlarındaki yavaşlama ile ilişkili olduğuna dikkat çekiyor.

image

Üretici Fiyatlarında Daha Belirgin Düşüş

TÜİK verileri, üretici fiyatlarında tüketiciye kıyasla daha hızlı bir yavaşlama yaşandığını gösteriyor. 2025 yılı genelinde üretici fiyatları yıllık bazda yüzde 27,67 arttı. Aralık ayında ise üretici fiyatlarındaki aylık artış yüzde 0,75 ile sınırlı kaldı.

Bu tablo, maliyet baskılarının özellikle sanayi ve imalat tarafında hafiflediğini gösteriyor. Uzmanlara göre üretici tarafındaki bu rahatlama, gecikmeli olarak tüketici fiyatlarına da yansıyabilir.

Ekonomi literatüründe sıkça vurgulanan bu ilişki, 2026’nın ilk ayları için daha iyimser beklentilerin oluşmasına neden oldu.

Gıda, Ulaştırma ve Konut: Enflasyonu Sürükleyen Üçlü

Yıl boyunca fiyat artışlarının sürükleyici unsurları değişmedi. TÜİK’in açıkladığı ana harcama grupları içinde en yüksek ağırlığa sahip üç kalemde yıllık değişimler dikkat çekti:

  • Gıda ve alkolsüz içecekler: %28,31
  • Ulaştırma: %28,44
  • Konut: %49,45

Bu üç grubun yıllık değişime etkisi toplamda oldukça yüksek oldu. Özellikle konut grubundaki artış, kira ve enerji maliyetlerinin hâlâ önemli bir baskı unsuru olduğunu gösterdi.

Aylık bazda ise ulaştırma grubunda yaşanan düşüş, akaryakıt fiyatlarındaki düzeltmenin etkisini ortaya koydu. Gıda tarafında ise mevsimsel etkiler ve işlenmemiş ürünlerdeki gerileme sınırlı bir rahatlama sağladı.

image 1

Aylık Değişimlerde Dikkat Çeken Detaylar

Aralık ayındaki aylık değişimlere bakıldığında tablo biraz daha dengeli:

  • Gıda ve alkolsüz içecekler: %1,99 artış
  • Ulaştırma: %1,03 azalış
  • Konut: %1,39 artış

Ulaştırma grubunda görülen düşüşte, akaryakıt fiyatlarında yılın son ayında yaşanan düzeltmenin etkili olduğu belirtiliyor. Gıdada ise işlenmemiş ürünlerdeki gerileme, kırmızı et fiyatlarındaki artış nedeniyle sınırlı kaldı.

Hizmet Enflasyonu Üç Yılın En Düşük Seviyesinde

Aralık ayı verilerinde en dikkat çeken başlıklardan biri de hizmet enflasyonu oldu. Hizmet fiyatları aylık bazda yüzde 0,89 artarak son üç yılın en düşük aylık artış oranına geriledi.

Bu gelişme, özellikle kira, lokanta-otel ve ulaştırma hizmetlerinde fiyat artış hızının yavaşladığına işaret ediyor. Uzmanlara göre hizmet enflasyonundaki bu düşüş, sıkı para politikasının gecikmeli etkilerinin artık daha net hissedilmeye başladığını gösteriyor.

TCMB’nin Beklentileriyle Uyumlu Bir Sonuç

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yılın son raporlarında 2025 yılı için fiyat artış tahmin aralığını yüzde 31–33 olarak güncellemişti. Açıklanan gerçekleşme, bu aralığın alt sınırına oldukça yakın bir noktada kaldı.

Aralık ayı Para Politikası Kurulu toplantı özetlerinde de, fiyat artışlarının öngörülenden daha ılımlı gelebileceğine yönelik değerlendirmelere yer verilmişti. Özellikle gıda fiyatlarında Kasım ayında başlayan olumlu seyrin Aralık’ta da sürdüğü vurgulanmıştı.

Öncü Göstergeler de Aynı Yönde Sinyal Verdi

Aralık ayı için açıklanan öncü göstergeler de TÜİK verileriyle büyük ölçüde örtüştü. İstanbul Ticaret Odası’nın açıkladığı İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi aylık bazda yüzde 1,23, yıllık bazda ise yüzde 37,68 olarak gerçekleşti.

Türk-İş’in gıda verileri de aylık bazda yüzde 1,06, yıllık bazda yüzde 40,15 seviyesine gerileyerek fiyat artış hızında yavaşlamaya işaret etti.

Bu veriler, Aralık ayında fiyat hareketlerinin daha kontrollü seyrettiğini teyit etti.

Emekli ve Memur Zamları Açısından Ne Anlama Geliyor?

Yılın son verileriyle birlikte emekli ve memur maaş artışlarında dikkate alınacak oranlar da netleşmiş oldu. Özellikle hizmet grubundaki yavaşlama, ücret artışlarının reel etkisi açısından kritik bir rol oynuyor.

Ekonomi yönetimi, 2026 yılında fiyat istikrarına yönelik adımların daha belirgin sonuçlar üretmesini hedefliyor. Bu çerçevede iç talep dengelenmesi, kredi politikaları ve mali disiplin ön plana çıkmaya devam edecek.

image 2

2026 Dünya Kupası Bileti Nasıl Alınır? FIFA Tüm Aşamaları Tek Tek Açıkladı

Genel Değerlendirme

2025 yılının son verileri, fiyat artış hızında belirgin bir düşüş eğiliminin oluştuğunu gösteriyor. Aylık ve yıllık bazda beklentilerin altında kalan rakamlar, ekonomik programın etkilerinin giderek daha görünür hale geldiğine işaret ediyor.

Bununla birlikte uzmanlar, konut ve hizmet gruplarında yapısal sorunların tamamen ortadan kalkmadığını ve 2026 boyunca dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguluyor. Yine de yılın kapanışı, piyasa açısından “beklenenden daha dengeli” bir tablo sunuyor.

Sonuç olarak açıklanan veriler, 2025’in ekonomik açıdan belirsizliklerle dolu ama aynı zamanda dengelenme sinyalleri veren bir yıl olarak kayda geçtiğini gösteriyor. Fiyat artış hızındaki yavaşlama, tek başına refah artışı anlamına gelmese de öngörülebilirliğin güçlenmesi açısından önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor.

Önümüzdeki dönemde atılacak adımların kalıcılığı, sadece rakamların değil, hanehalkının günlük hayatında hissedilen etkilerin de belirleyici olacağı yeni bir sürecin kapısını aralıyor. Ekonomide asıl sınavın, bu kazanımların sürdürülebilirliğinde yaşanacağı görülüyor.

Okumaya Devam Et

Trendler