Haberler

Amerika’nın Venezuela Senaryosu Üzerinden Dünya Siyasetinde Açılabilecek Tehlikeli Kapı

Paylaşıldı

on

Uluslararası ilişkiler tarihinde bazı olaylar vardır ki yaşanmış olmaları gerekmez; ihtimallerinin bile konuşulması dünya düzeni açısından ürkütücüdür. Son günlerde küresel kamuoyunda tartışılan ve “ya gerçekten böyle olsaydı?” sorusunu gündeme getiren varsayımsal bir senaryo da tam olarak bunu yapıyor: ABD’nin Venezuela’ya doğrudan askeri müdahalede bulunarak bir devlet başkanını zorla görevden alması.

Bu yazı, yaşanmış bir olayı değil; uluslararası hukuk, güç dengeleri ve yakın tarih örnekleri ışığında böyle bir adımın ne anlama geleceğini ele alan bir analizdir. Çünkü günümüz dünyasında asıl tehlike, fiilen yapılanlardan çok, yapılabilir hâle gelenlerdir.

Egemenlik Kavramı Bir Gün Gerçekten Anlamsızlaşırsa

Modern dünya düzeninin temel taşlarından biri, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda açıkça tanımlanan egemenlik ilkesidir. Buna göre hiçbir devlet, başka bir devletin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına zor kullanarak müdahale edemez. Teoride.

Ancak pratikte bu ilke, özellikle büyük güçler söz konusu olduğunda sık sık esnetilmiş, hatta tamamen görmezden gelinmiştir. Irak, Libya, Afganistan gibi örnekler hâlâ hafızalardayken, Venezuela üzerinden kurgulanan bu senaryo şu soruyu sorduruyor:

“Eğer bir süper güç, başka bir ülkenin liderini askeri operasyonla alıp götürmeyi normalleştirirse, dünyada hangi ülke gerçekten güvende kalabilir?”

Bu tür bir adım yalnızca hedef alınan ülkeyi değil, tüm uluslararası sistemi çökertecek bir emsal yaratır.

ABD’nin Latin Amerika Geçmişi: Varsayım mı, Alışkanlık mı?

Bu senaryonun bu kadar inandırıcı bulunmasının sebebi, tarihsiz bir hayal ürünü olmaması. ABD’nin Latin Amerika ile ilişkileri, 19. yüzyıldan bu yana “arka bahçe” mantığıyla şekillendi.

1823’te ilan edilen Monroe Doktrini, Avrupa’nın kıtaya müdahalesini engellemeyi amaçlıyordu. Ancak zamanla bu doktrin, Washington’ın bölgeye dilediği gibi müdahale etmesinin ideolojik zeminine dönüştü.
Panama, Guatemala, Şili, Nikaragua, Grenada… Liste uzayıp gidiyor.

Dolayısıyla Venezuela gibi devasa enerji kaynaklarına sahip, üstelik ABD ile ideolojik olarak sorunlu bir ülke üzerinden böyle bir senaryonun tartışılması bile, küresel güvensizliği derinleştiriyor.

Demokrasi Söylemi mi, Kaynak Gerçeği mi?

Varsayımsal senaryolarda sıkça kullanılan gerekçeler tanıdık:
“Uyuşturucuyla mücadele”,
“insan hakları”,
“demokratik geçiş”.

Ancak modern tarihte bu söylemlerin çoğu zaman ekonomik ve stratejik çıkarların vitrini olduğu artık neredeyse kimse tarafından inkâr edilmiyor.

Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip. Enerji güvenliği, büyük güçlerin kırmızı çizgisi. Böyle bir tabloda, askeri müdahalenin ahlaki gerekçeleri ne kadar yüksek sesle dile getirilirse getirilsin, asıl motivasyon sorgulanmadan edilemiyor.

Böyle Bir Adım Atılırsa Dünya Ne Olur?

Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak tablo son derece sarsıcı olurdu:

  • Birleşmiş Milletler fiilen işlevsizliğini ilan etmiş olurdu
  • Küçük ve orta ölçekli devletler, güvenliklerini sorgulamaya başlardı
  • Bölgesel silahlanma hızlanırdı
  • “Önleyici savunma” gerekçesiyle daha fazla müdahale meşrulaşırdı

Kısacası dünya, hukukun değil gücün belirleyici olduğu bir düzene doğru hızla sürüklenirdi.

Pandora’nın Kutusu Bir Kez Açılırsa

Uluslararası ilişkilerde en tehlikeli şey, emsaldir. Bir kez “bu yapılabilir” algısı yerleştiğinde, yarın başka bir coğrafyada, başka bir lider için aynı senaryo masaya konabilir.

Bugün Venezuela üzerinden tartışılan bu ihtimal, yarın Orta Doğu’da, Afrika’da ya da Asya’da bir başka ülkenin kapısını çalabilir. İşte bu yüzden mesele yalnızca bir ülke ya da bir lider meselesi değildir; küresel düzenin geleceği meselesidir.

Türkiye ve Benzeri Ülkeler Açısından Okuma

Bu tür senaryolar, özellikle kendi savunma kapasitesini güçlendirmeye çalışan ülkeler açısından uyarıcıdır. Yakın tarih, dış müdahalelere karşı siyasi birlik ve caydırıcı güç olmadan ayakta kalmanın ne kadar zor olduğunu defalarca göstermiştir.

Egemenlik, sadece anayasal bir kavram değil; korunmadığı anda buharlaşan bir haktır.

Enflasyon 2025 Yılını Yüzde 30,89 ile Kapattı: Beklentilerin Altında Gelen Aralık Verileri Ne Anlama Geliyor?

Sonuç: Asıl Tehlike Sessizliktir

Bu yazıda anlatılanlar yaşanmış bir olay değil, ama yaşanması mümkün hâle gelen bir dünyanın fotoğrafıdır. Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Büyük güçler sınırları zorlar; eğer karşılarında ilkesel bir duruş yoksa, o sınırlar tamamen ortadan kalkar.

Bugün konuşulan bu senaryo, aslında şu sorunun etrafında dönüyor:

Dünya, güçlü olanın her şeyi yapabildiği bir düzene razı mı olacak, yoksa hukuku gerçekten savunacak mı?

Bu sorunun cevabı, sadece Venezuela’nın değil, hepimizin geleceğini belirleyecek.

Trendler

Exit mobile version