Powered by Pinek Medya

Haberler

Altında Rekor Serisi: Çeyrek Altın Fiyatı Tarihi Zirvede

Paylaşıldı

on

altin fiyatlari

Altın piyasasında bugün adeta tarih yazıldı. Ons altın fiyatı 4.000 dolar seviyesine bir adım daha yaklaşırken, Türkiye’de gram, çeyrek ve yarım altın fiyatları da rekor seviyelere ulaştı. Küresel piyasalarda artan jeopolitik riskler, ekonomik belirsizlikler ve güvenli liman arayışı, altın fiyatlarını tırmandırmaya devam ediyor.

7 Ekim 2025 sabahı itibarıyla altın fiyatındaki yükseliş hem yatırımcıları hem de altın alım satımı yapan vatandaşları doğrudan etkiliyor. Özellikle son bir haftada görülen artış, yatırımcıların “acaba daha da yükselecek mi?” sorusunu sormasına neden oldu.


Küresel Piyasalarda Altın Fırtınası

Ons altın bugün 3.974 dolar seviyesinde işlem görerek 4.000 dolarlık psikolojik dirence bir adım daha yaklaştı. Bu rakam, altının tüm zamanların en yüksek seviyesine yaklaştığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu yükselişin temel nedeni, küresel ölçekte artan jeopolitik riskler ve finansal endişeler.

ABD hükümetinin olası kapanması, Avrupa’daki siyasi krizler ve Ortadoğu’daki gerilimler yatırımcıların güvenli liman olarak altına yönelmesine yol açtı. Küresel piyasalarda risk iştahının azalması, yatırımcıların altın talebini artırıyor.

ABD vadeli altın işlemleri de yüzde 0,3 artışla 3.988 dolar seviyesini gördü. Bu durum, yatırımcıların kısa vadede bile altın tutmayı güvenli bulduğunu ortaya koyuyor.

Altın Fiyatı

Altın Fiyatı Türkiye Piyasasında Rekor Üstüne Rekor

Türkiye’de altın fiyatı da küresel rüzgarın etkisiyle rekor kırdı. Gram, çeyrek, yarım ve Cumhuriyet altınında yeni fiyatlar yatırımcıların gündemine oturdu.

7 Ekim 2025 itibarıyla güncel fiyatlar şöyle:

  • Gram Altın: 5.328 TL
  • Çeyrek Altın: 9.016 TL
  • Yarım Altın: 18.043 TL
  • Tam Altın: 35.603 TL
  • Cumhuriyet Altını: 35.949 TL
  • Gremse Altın: 89.280 TL
  • Ons Altın: 3.974 Dolar

Bu rakamlar, hem küçük yatırımcı hem de kuyumcular için yeni bir dönemi başlatıyor. Özellikle gram altının 5.300 TL seviyesini aşması, 2024 sonunda yapılan tahminleri bile gölgede bıraktı.


Fiyatları Artıran Etkenler

Altındaki yükselişin arkasında birçok neden bulunuyor. Ekonomik göstergeler, para politikaları, küresel krizler ve yatırımcı psikolojisi bu yükselişi şekillendiriyor.

1. Döviz Kurlarındaki Dalgalanma

Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değer kaybı, altının TL bazında fiyatını doğrudan yukarı çekiyor. Döviz kurları yükseldikçe altın, yerel yatırımcı açısından daha pahalı hale geliyor.

2. Küresel Güvenlik Endişeleri

ABD’nin iç siyasi belirsizlikleri, Avrupa’da artan ekonomik kriz sinyalleri ve Orta Doğu’da süren çatışmalar, yatırımcıların altına yönelmesine neden oldu. Altın, tarih boyunca savaş ve kriz dönemlerinde güvenli liman olma özelliğini korudu.

3. Merkez Bankalarının Faiz Politikaları

ABD Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi büyük finans kuruluşlarının faiz artırımlarına ara vermesi, altın fiyatlarını destekliyor. Faizlerin düşmesi, yatırımcıları tahvillerden altına yönlendiriyor.

4. Yatırımcı Davranışları

Türkiye’de halk, enflasyonist ortamda tasarruflarını korumanın en güvenli yolu olarak altını görüyor. Düğün sezonunun devam etmesiyle fiziki altına olan talep de artış gösteriyor. Kuyumcular, özellikle çeyrek altına olan talebin son bir haftada yüzde 40 oranında arttığını belirtiyor.

image 25

Altın Fiyatı İçin Uzmanlar Ne Diyor?

Ekonomistlerin büyük bölümü altın fiyatlarının kısa vadede daha da yükseleceğini öngörüyor. Analistlere göre ons altın, yıl sonuna kadar 4.100 dolar seviyesini test edebilir. Türkiye’de gram altının 5.500 TL sınırını aşması olasılıklar arasında.

Bazı uzmanlar ise temkinli. “Altın fiyatları zirveye yaklaştığında düzeltme hareketleri görülebilir” diyen analistler, yatırımcıların panik alım yapmaması gerektiği konusunda uyarıyor.

Ekonomist Mert Kaya’ya göre:

“Altın hâlâ güçlü bir yatırım aracı, ancak bu seviyelerde kısa vadeli alımlar risk taşıyor. Uzun vadeli düşünen yatırımcı içinse fırsatlar sürüyor.”


Kuyumcularda Hareketlilik

Altın fiyatlarındaki rekor, Türkiye genelinde kuyumcuların önünde yoğunluk oluşturdu. Bazı vatandaşlar yükselişin devam edeceğini düşünerek altın alırken, bazıları “kârda satmak” için kuyumcuların yolunu tuttu.

Kuyumcu esnafı, özellikle çeyrek altın satışlarının son günlerde arttığını, bazı bölgelerde stokların tükendiğini belirtiyor. Yarım ve tam altın alımlarının da arttığı gözlemleniyor.


Yatırımcılar Ne Yapmalı?

Altın alım-satımı yapmak isteyen yatırımcılar için uzmanların önerileri şöyle sıralanıyor:

  1. Kısa vadede panik alımı yapmayın. Fiyatlar her an geri çekilebilir.
  2. Altını uzun vadeli düşünün. Kısa süreli al-sat işlemleri zarar getirebilir.
  3. Döviz hareketlerini izleyin. Dolar/TL kurundaki dalgalanma altın fiyatlarını doğrudan etkiler.
  4. Fiziki altın mı, dijital altın mı? Yatırım şekline göre karar verin. Dijital altınlarda işlem farkı daha düşüktür.
  5. Ekonomik takvimi takip edin. ABD’den gelecek faiz kararları altının yönünü belirleyecek.

Psikolojik Direnç Noktası: 4.000 Dolar

Altın piyasasında 4.000 dolar seviyesi hem teknik hem psikolojik anlamda büyük önem taşıyor. Eğer ons altın bu seviyeyi kırarsa, küresel piyasada yeni bir boğa dönemi başlayabilir.

Bazı analistler, 2026 yılı içinde altının 4.500 dolar seviyesine ulaşabileceğini, gram altının ise 6.000 TL’nin üzerine çıkabileceğini öngörüyor.

image 26

Türkiye’de Altın Yatırımı Kültürü

Türkiye, dünyada en fazla altın talebi olan ülkelerden biri. Düğünlerde, nişanlarda ve özel günlerde takı olarak verilen altın, yalnızca bir süs değil aynı zamanda ekonomik güvence olarak görülüyor.

Bu kültürel bağ, altın talebini her dönemde yüksek tutuyor. Bankalardaki altın hesapları da son bir yılda rekor düzeyde arttı. Özellikle genç yatırımcılar, artık dijital platformlar üzerinden gram bazlı altın alımları yapıyor.

İstanbul’da Çok Sayıda Ünlü İsme Uyarıcı Madde Operasyonu: İfadeler Alınıyor, Gözaltı Kararı Yok


Sonuç: Altın Hâlâ En Güvenli Liman

Altın, binlerce yıldır krizlerin, savaşların ve ekonomik belirsizliklerin ortasında bile değerini korumayı başarmış bir yatırım aracı. Bugün de durum farklı değil.
4.000 dolar sınırına dayanan ons altın, ekonomideki çalkantılara karşı güçlü bir sığınak olmaya devam ediyor.

Uzmanlar, kısa vadede dalgalanmalar olsa da uzun vadede altının cazibesini koruyacağı görüşünde. Ancak yatırımcıların dikkatli olması, piyasa hareketlerini yakından takip etmesi ve ani fiyat değişimlerinde panik yapmaması gerekiyor.

İş Dünyası

Dünyanın En Büyük Şirketleri Maaşları: Amazon, Google, Apple ve Tesla Çalışanlarına Ne Kadar Ödüyor?

Paylaşıldı

on

By

dunyanin en buyuk sirketleri maaslari

Dünyanın en büyük şirketleri maaşları, son yıllarda sadece iş arayanların değil, küresel gelir adaletsizliğini merak eden herkesin dikkatini çekiyor. Amazon, Google, Apple, Microsoft ve Tesla gibi dev markalar milyarlarca dolarlık kârlar açıklarken, bu şirketlerin çalışanlarına ne kadar ücret ödediği ciddi bir tartışma konusu hâline geliyor.

“Dünyanın en büyük şirketleri maaşları” konusu, sadece iş arayanları değil; küresel gelir adaletsizliğini, çalışma koşullarını ve modern kapitalizmin gerçek yüzünü anlamak isteyen herkes için önemli bir başlık. Çünkü bir şirketin piyasa değeriyle, çalışanına sunduğu ücret her zaman doğru orantılı olmuyor.

Bu haberde Amazon’dan Google’a, Apple’dan Tesla’ya kadar dünyanın en büyük şirketlerinin işçi, mühendis ve ofis çalışanlarına ödediği maaşları, kamuya açık veriler ve sektör raporları üzerinden inceliyoruz.

Amazon: Saatlik Ücret Tartışmalarının Merkezindeki Dev

Amazon, dünyanın en büyük e-ticaret ve bulut bilişim şirketlerinden biri. Yıllık gelirleri yüz milyarlarca doları aşarken, maaş politikası uzun süredir tartışma konusu.

ABD’de Amazon’un depo ve lojistik çalışanları genellikle saatlik ücret ile çalışıyor. Bu ücret eyalete göre değişmekle birlikte ortalama 18–22 dolar arasında. Yıllık bazda bakıldığında bu rakam 35.000 – 45.000 dolar seviyesine denk geliyor. Şirket son yıllarda taban ücreti artırsa da çalışma temposu ve performans baskısı, maaş tartışmalarını canlı tutuyor.

Ofis tarafında ise tablo farklı. Yazılım geliştiriciler, veri analistleri ve AWS mühendisleri için maaşlar 120.000 – 180.000 dolar aralığında. Ancak bu rakamların önemli bir bölümü hisse senedi ve bonuslarla tamamlanıyor.

Dünyanın En Büyük Şirketleri Maaşları: Amazon, Google, Apple ve Tesla Çalışanlarına Ne Kadar Ödüyor?

Apple: Prestijli Marka, Dengeli Ama Tartışmalı Ücretler

Apple, dünyanın en değerli şirketlerinden biri. iPhone, Mac ve iPad gibi ürünlerle devasa kârlar elde eden şirketin maaş yapısı ise ikiye ayrılıyor.

Apple Store çalışanları, yani perakende tarafındaki personel, ABD’de yıllık ortalama 40.000 – 50.000 dolar civarında kazanıyor. Bu rakam, şirketin kârlılığıyla kıyaslandığında bazı çevrelerce düşük bulunuyor.

Buna karşın mühendisler, ürün tasarımcıları ve yazılım ekipleri için maaşlar oldukça yüksek. Apple’da bir yazılım mühendisi 130.000 – 200.000 dolar aralığında gelir elde edebiliyor. Ayrıca özel sağlık sigortaları, hisse planları ve uzun vadeli bonuslar maaşı yukarı çeken unsurlar arasında. Dünyanın en büyük şirketleri maaşları incelendiğinde sektörler arası ciddi farklar olduğu görülüyor.

2026 Dünya Kupası Bileti Nasıl Alınır? FIFA Tüm Aşamaları Tek Tek Açıkladı

Google (Alphabet): Yüksek Maaş + Konfor Paketi

Google, çalışan memnuniyeti denildiğinde akla gelen ilk şirketlerden biri. Google’ın maaş politikası, teknoloji sektöründe adeta referans kabul ediliyor.

Şirket bünyesindeki yazılım mühendislerinin yıllık kazancı 140.000 – 220.000 dolar arasında değişiyor. Kıdemli mühendislerde bu rakam daha da yukarı çıkabiliyor. Ofis çalışanları için maaşlar sektör ortalamasının üzerinde.

Google’ı farklı kılan yalnızca maaş değil. Ücretsiz yemekler, esnek çalışma saatleri, uzaktan çalışma imkânı ve mental sağlık destekleri gibi yan haklar, toplam kazancı ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle “dünyanın en büyük şirketleri maaşları” karşılaştırmalarında Google genellikle üst sıralarda yer alıyor.Teknoloji alanında dünyanın en büyük şirketleri maaşları, mühendisler için oldukça cazip seviyelere ulaşabiliyor.

Microsoft: Kurumsal Güvence ve İstikrarlı Gelir

Microsoft, daha klasik ve kurumsal bir maaş politikası izliyor. Şirket, özellikle uzun vadeli istihdam ve istikrar arayan çalışanlar için cazip.

Microsoft’ta yeni mezun bir yazılım geliştiricinin maaşı 90.000 – 110.000 dolar seviyesinden başlıyor. Deneyim arttıkça bu rakam 150.000 doların üzerine çıkabiliyor. Üst düzey teknik pozisyonlarda hisse ve bonuslarla birlikte gelir daha da yükseliyor.

Şirketin öne çıkan yönü, ani işten çıkarmaların görece az olması ve çalışanlarına sunduğu uzun vadeli kariyer planları.

yurt disi maaslari kac para

Tesla: Yüksek Tempo, Görece Düşük Ücret Tartışması

Tesla, elektrikli otomobil devriminin öncüsü olarak görülse de maaş politikası sık sık eleştiriliyor.

Tesla fabrikalarında çalışan işçilerin yıllık kazancı genellikle 40.000 – 55.000 dolar bandında. Bu rakam, otomotiv sektöründeki bazı rakiplerin gerisinde kalabiliyor. Yoğun çalışma temposu ve vardiya sistemi, maaşın yeterliliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Mühendislik ve yazılım tarafında ise maaşlar daha yüksek; 110.000 – 160.000 dolar aralığında. Ancak Tesla’nın “yüksek beklenti – yüksek stres” kültürü, maaş kadar çalışma koşullarını da gündeme taşıyor.

Meta (Facebook): Yüksek Maaş, Yüksek Baskı

Meta, sosyal medya ve sanal gerçeklik alanında faaliyet gösteriyor. Maaşlar açısından bakıldığında sektörün en cömert şirketlerinden biri.

Meta’da yazılım mühendisleri 150.000 – 230.000 dolar aralığında gelir elde edebiliyor. Ancak son yıllarda yaşanan toplu işten çıkarmalar, yüksek maaşın iş güvencesi anlamına gelmediğini de gösterdi.

CEO Maaşları ile Çalışan Maaşları Arasındaki Uçurum

Dünyanın en büyük şirketleri maaşları incelenirken en çarpıcı fark, CEO gelirleriyle ortaya çıkıyor. Birçok şirkette CEO’lar yılda 20–50 milyon dolar ve üzeri kazanç elde ederken, ortalama bir çalışanın yıllık geliri bunun çok küçük bir kısmı.

Bu durum, küresel ölçekte gelir adaletsizliği tartışmalarını da beraberinde getiriyor.

Türkiye Perspektifi: Bu Rakamlar Ne İfade Ediyor?

Türkiye’deki ortalama maaşlar ve asgari ücret düşünüldüğünde, bu rakamlar çoğu çalışan için ulaşılması zor seviyeler. Ancak küresel şirketlerin Türkiye ofislerinde maaşlar genellikle yerel piyasa koşullarına göre belirleniyor ve ABD seviyelerine yaklaşmıyor.

Sonuç: Büyük Şirket Her Zaman Büyük Maaş Demek mi?

Dünyanın en büyük şirketleri maaşları incelendiğinde net bir tablo ortaya çıkıyor: Şirketin büyüklüğü her zaman çalışan maaşına doğrudan yansımıyor. Bazı firmalar yüksek maaş ve yan haklarla öne çıkarken, bazıları marka prestiji ve kariyer fırsatlarını ön plana koyuyor.

Çalışan için asıl önemli olan; maaş, iş güvencesi, çalışma koşulları ve uzun vadeli tatmin arasında doğru dengeyi bulabilmek. Çünkü büyük isimler her zaman büyük kazanç anlamına gelmeyebiliyor.

Okumaya Devam Et

Haberler

Amerika’nın Venezuela Senaryosu Üzerinden Dünya Siyasetinde Açılabilecek Tehlikeli Kapı

Paylaşıldı

on

By

venezuela

Uluslararası ilişkiler tarihinde bazı olaylar vardır ki yaşanmış olmaları gerekmez; ihtimallerinin bile konuşulması dünya düzeni açısından ürkütücüdür. Son günlerde küresel kamuoyunda tartışılan ve “ya gerçekten böyle olsaydı?” sorusunu gündeme getiren varsayımsal bir senaryo da tam olarak bunu yapıyor: ABD’nin Venezuela’ya doğrudan askeri müdahalede bulunarak bir devlet başkanını zorla görevden alması.

Bu yazı, yaşanmış bir olayı değil; uluslararası hukuk, güç dengeleri ve yakın tarih örnekleri ışığında böyle bir adımın ne anlama geleceğini ele alan bir analizdir. Çünkü günümüz dünyasında asıl tehlike, fiilen yapılanlardan çok, yapılabilir hâle gelenlerdir.

Egemenlik Kavramı Bir Gün Gerçekten Anlamsızlaşırsa

Modern dünya düzeninin temel taşlarından biri, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda açıkça tanımlanan egemenlik ilkesidir. Buna göre hiçbir devlet, başka bir devletin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına zor kullanarak müdahale edemez. Teoride.

Ancak pratikte bu ilke, özellikle büyük güçler söz konusu olduğunda sık sık esnetilmiş, hatta tamamen görmezden gelinmiştir. Irak, Libya, Afganistan gibi örnekler hâlâ hafızalardayken, Venezuela üzerinden kurgulanan bu senaryo şu soruyu sorduruyor:

“Eğer bir süper güç, başka bir ülkenin liderini askeri operasyonla alıp götürmeyi normalleştirirse, dünyada hangi ülke gerçekten güvende kalabilir?”

Bu tür bir adım yalnızca hedef alınan ülkeyi değil, tüm uluslararası sistemi çökertecek bir emsal yaratır.

ABD’nin Latin Amerika Geçmişi: Varsayım mı, Alışkanlık mı?

Bu senaryonun bu kadar inandırıcı bulunmasının sebebi, tarihsiz bir hayal ürünü olmaması. ABD’nin Latin Amerika ile ilişkileri, 19. yüzyıldan bu yana “arka bahçe” mantığıyla şekillendi.

1823’te ilan edilen Monroe Doktrini, Avrupa’nın kıtaya müdahalesini engellemeyi amaçlıyordu. Ancak zamanla bu doktrin, Washington’ın bölgeye dilediği gibi müdahale etmesinin ideolojik zeminine dönüştü.
Panama, Guatemala, Şili, Nikaragua, Grenada… Liste uzayıp gidiyor.

Dolayısıyla Venezuela gibi devasa enerji kaynaklarına sahip, üstelik ABD ile ideolojik olarak sorunlu bir ülke üzerinden böyle bir senaryonun tartışılması bile, küresel güvensizliği derinleştiriyor.

image 3

Demokrasi Söylemi mi, Kaynak Gerçeği mi?

Varsayımsal senaryolarda sıkça kullanılan gerekçeler tanıdık:
“Uyuşturucuyla mücadele”,
“insan hakları”,
“demokratik geçiş”.

Ancak modern tarihte bu söylemlerin çoğu zaman ekonomik ve stratejik çıkarların vitrini olduğu artık neredeyse kimse tarafından inkâr edilmiyor.

Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip. Enerji güvenliği, büyük güçlerin kırmızı çizgisi. Böyle bir tabloda, askeri müdahalenin ahlaki gerekçeleri ne kadar yüksek sesle dile getirilirse getirilsin, asıl motivasyon sorgulanmadan edilemiyor.

Böyle Bir Adım Atılırsa Dünya Ne Olur?

Bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak tablo son derece sarsıcı olurdu:

  • Birleşmiş Milletler fiilen işlevsizliğini ilan etmiş olurdu
  • Küçük ve orta ölçekli devletler, güvenliklerini sorgulamaya başlardı
  • Bölgesel silahlanma hızlanırdı
  • “Önleyici savunma” gerekçesiyle daha fazla müdahale meşrulaşırdı

Kısacası dünya, hukukun değil gücün belirleyici olduğu bir düzene doğru hızla sürüklenirdi.

Pandora’nın Kutusu Bir Kez Açılırsa

Uluslararası ilişkilerde en tehlikeli şey, emsaldir. Bir kez “bu yapılabilir” algısı yerleştiğinde, yarın başka bir coğrafyada, başka bir lider için aynı senaryo masaya konabilir.

Bugün Venezuela üzerinden tartışılan bu ihtimal, yarın Orta Doğu’da, Afrika’da ya da Asya’da bir başka ülkenin kapısını çalabilir. İşte bu yüzden mesele yalnızca bir ülke ya da bir lider meselesi değildir; küresel düzenin geleceği meselesidir.

image 4

Türkiye ve Benzeri Ülkeler Açısından Okuma

Bu tür senaryolar, özellikle kendi savunma kapasitesini güçlendirmeye çalışan ülkeler açısından uyarıcıdır. Yakın tarih, dış müdahalelere karşı siyasi birlik ve caydırıcı güç olmadan ayakta kalmanın ne kadar zor olduğunu defalarca göstermiştir.

Egemenlik, sadece anayasal bir kavram değil; korunmadığı anda buharlaşan bir haktır.

Enflasyon 2025 Yılını Yüzde 30,89 ile Kapattı: Beklentilerin Altında Gelen Aralık Verileri Ne Anlama Geliyor?

image 5

Sonuç: Asıl Tehlike Sessizliktir

Bu yazıda anlatılanlar yaşanmış bir olay değil, ama yaşanması mümkün hâle gelen bir dünyanın fotoğrafıdır. Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Büyük güçler sınırları zorlar; eğer karşılarında ilkesel bir duruş yoksa, o sınırlar tamamen ortadan kalkar.

Bugün konuşulan bu senaryo, aslında şu sorunun etrafında dönüyor:

Dünya, güçlü olanın her şeyi yapabildiği bir düzene razı mı olacak, yoksa hukuku gerçekten savunacak mı?

Bu sorunun cevabı, sadece Venezuela’nın değil, hepimizin geleceğini belirleyecek.

Okumaya Devam Et

Haberler

Enflasyon 2025 Yılını Yüzde 30,89 ile Kapattı: Beklentilerin Altında Gelen Aralık Verileri Ne Anlama Geliyor?

Paylaşıldı

on

By

enflasyon

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Aralık ayına ilişkin açıkladığı tüketici ve üretici fiyat endeksi verileri, 2025 yılının enflasyon karnesini ortaya koydu. Açıklanan rakamlar, yılın son ayında hem aylık hem de yıllık bazda beklentilerin altında kalan bir enflasyon görünümüne işaret ederken, fiyat artışlarında ivme kaybının sürdüğünü gösterdi.

Aralık Ayı Rakamları Ne Diyor?

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Aralık 2025 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 30,89 olarak gerçekleşti. Böylece enflasyon, 2024 yılına kıyasla belirgin bir düşüş kaydederken, piyasa beklentilerinin de hafif altında kaldı.

Aylık bazda enflasyon ise yüzde 0,89 ile ölçüldü. Bloomberg HT’nin gerçekleştirdiği anketlerde aylık enflasyon beklentisi yüzde 0,97, yıllık beklenti ise yüzde 31 seviyesindeydi. Bu açıdan bakıldığında Aralık verileri, piyasanın öngördüğünden daha ılımlı bir tablo sundu.

Çekirdek Enflasyon Ne Diyor?

Gıda, enerji, alkollü içecekler, tütün ve altın gibi oynak kalemlerin dışarıda bırakıldığı çekirdek enflasyon (C endeksi) yıllık bazda yüzde 31,08 olarak açıklandı. Çekirdek enflasyonun manşet enflasyona yakın seyretmesi, fiyat artışlarının daha genele yayılan bir yapıdan yavaş yavaş çıkmaya başladığına dair yorumlara neden oldu.

Ekonomistler, çekirdek enflasyondaki sınırlı gerilemenin özellikle hizmet fiyatlarındaki yavaşlama ile ilişkili olduğuna dikkat çekiyor.

image

Üretici Fiyatlarında Daha Belirgin Düşüş

TÜİK verileri, üretici fiyatlarında tüketiciye kıyasla daha hızlı bir yavaşlama yaşandığını gösteriyor. 2025 yılı genelinde üretici fiyatları yıllık bazda yüzde 27,67 arttı. Aralık ayında ise üretici fiyatlarındaki aylık artış yüzde 0,75 ile sınırlı kaldı.

Bu tablo, maliyet baskılarının özellikle sanayi ve imalat tarafında hafiflediğini gösteriyor. Uzmanlara göre üretici tarafındaki bu rahatlama, gecikmeli olarak tüketici fiyatlarına da yansıyabilir.

Ekonomi literatüründe sıkça vurgulanan bu ilişki, 2026’nın ilk ayları için daha iyimser beklentilerin oluşmasına neden oldu.

Gıda, Ulaştırma ve Konut: Enflasyonu Sürükleyen Üçlü

Yıl boyunca fiyat artışlarının sürükleyici unsurları değişmedi. TÜİK’in açıkladığı ana harcama grupları içinde en yüksek ağırlığa sahip üç kalemde yıllık değişimler dikkat çekti:

  • Gıda ve alkolsüz içecekler: %28,31
  • Ulaştırma: %28,44
  • Konut: %49,45

Bu üç grubun yıllık değişime etkisi toplamda oldukça yüksek oldu. Özellikle konut grubundaki artış, kira ve enerji maliyetlerinin hâlâ önemli bir baskı unsuru olduğunu gösterdi.

Aylık bazda ise ulaştırma grubunda yaşanan düşüş, akaryakıt fiyatlarındaki düzeltmenin etkisini ortaya koydu. Gıda tarafında ise mevsimsel etkiler ve işlenmemiş ürünlerdeki gerileme sınırlı bir rahatlama sağladı.

image 1

Aylık Değişimlerde Dikkat Çeken Detaylar

Aralık ayındaki aylık değişimlere bakıldığında tablo biraz daha dengeli:

  • Gıda ve alkolsüz içecekler: %1,99 artış
  • Ulaştırma: %1,03 azalış
  • Konut: %1,39 artış

Ulaştırma grubunda görülen düşüşte, akaryakıt fiyatlarında yılın son ayında yaşanan düzeltmenin etkili olduğu belirtiliyor. Gıdada ise işlenmemiş ürünlerdeki gerileme, kırmızı et fiyatlarındaki artış nedeniyle sınırlı kaldı.

Hizmet Enflasyonu Üç Yılın En Düşük Seviyesinde

Aralık ayı verilerinde en dikkat çeken başlıklardan biri de hizmet enflasyonu oldu. Hizmet fiyatları aylık bazda yüzde 0,89 artarak son üç yılın en düşük aylık artış oranına geriledi.

Bu gelişme, özellikle kira, lokanta-otel ve ulaştırma hizmetlerinde fiyat artış hızının yavaşladığına işaret ediyor. Uzmanlara göre hizmet enflasyonundaki bu düşüş, sıkı para politikasının gecikmeli etkilerinin artık daha net hissedilmeye başladığını gösteriyor.

TCMB’nin Beklentileriyle Uyumlu Bir Sonuç

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yılın son raporlarında 2025 yılı için fiyat artış tahmin aralığını yüzde 31–33 olarak güncellemişti. Açıklanan gerçekleşme, bu aralığın alt sınırına oldukça yakın bir noktada kaldı.

Aralık ayı Para Politikası Kurulu toplantı özetlerinde de, fiyat artışlarının öngörülenden daha ılımlı gelebileceğine yönelik değerlendirmelere yer verilmişti. Özellikle gıda fiyatlarında Kasım ayında başlayan olumlu seyrin Aralık’ta da sürdüğü vurgulanmıştı.

Öncü Göstergeler de Aynı Yönde Sinyal Verdi

Aralık ayı için açıklanan öncü göstergeler de TÜİK verileriyle büyük ölçüde örtüştü. İstanbul Ticaret Odası’nın açıkladığı İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi aylık bazda yüzde 1,23, yıllık bazda ise yüzde 37,68 olarak gerçekleşti.

Türk-İş’in gıda verileri de aylık bazda yüzde 1,06, yıllık bazda yüzde 40,15 seviyesine gerileyerek fiyat artış hızında yavaşlamaya işaret etti.

Bu veriler, Aralık ayında fiyat hareketlerinin daha kontrollü seyrettiğini teyit etti.

Emekli ve Memur Zamları Açısından Ne Anlama Geliyor?

Yılın son verileriyle birlikte emekli ve memur maaş artışlarında dikkate alınacak oranlar da netleşmiş oldu. Özellikle hizmet grubundaki yavaşlama, ücret artışlarının reel etkisi açısından kritik bir rol oynuyor.

Ekonomi yönetimi, 2026 yılında fiyat istikrarına yönelik adımların daha belirgin sonuçlar üretmesini hedefliyor. Bu çerçevede iç talep dengelenmesi, kredi politikaları ve mali disiplin ön plana çıkmaya devam edecek.

image 2

2026 Dünya Kupası Bileti Nasıl Alınır? FIFA Tüm Aşamaları Tek Tek Açıkladı

Genel Değerlendirme

2025 yılının son verileri, fiyat artış hızında belirgin bir düşüş eğiliminin oluştuğunu gösteriyor. Aylık ve yıllık bazda beklentilerin altında kalan rakamlar, ekonomik programın etkilerinin giderek daha görünür hale geldiğine işaret ediyor.

Bununla birlikte uzmanlar, konut ve hizmet gruplarında yapısal sorunların tamamen ortadan kalkmadığını ve 2026 boyunca dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguluyor. Yine de yılın kapanışı, piyasa açısından “beklenenden daha dengeli” bir tablo sunuyor.

Sonuç olarak açıklanan veriler, 2025’in ekonomik açıdan belirsizliklerle dolu ama aynı zamanda dengelenme sinyalleri veren bir yıl olarak kayda geçtiğini gösteriyor. Fiyat artış hızındaki yavaşlama, tek başına refah artışı anlamına gelmese de öngörülebilirliğin güçlenmesi açısından önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor.

Önümüzdeki dönemde atılacak adımların kalıcılığı, sadece rakamların değil, hanehalkının günlük hayatında hissedilen etkilerin de belirleyici olacağı yeni bir sürecin kapısını aralıyor. Ekonomide asıl sınavın, bu kazanımların sürdürülebilirliğinde yaşanacağı görülüyor.

Okumaya Devam Et

Trendler