Kültür-Sanat

Kıbrıs’ın Tamamı 1974’te Neden Alınmadı?

Paylaşıldı

on

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihindeki en önemli askeri ve siyasi dönemeçlerden biri olarak hafızalara kazındı. Ancak aradan geçen 50 yıla rağmen hâlâ en çok sorulan sorulardan biri şu: “Madem Türkiye Kıbrıs’a girdi, neden adanın tamamını almadı?”

Bugünden bakıldığında verilen kararların eleştirisi kolay olabilir. Ancak 1974’te dünya dengeleri, Soğuk Savaş’ın keskin kutuplaşması, NATO içindeki hassasiyetler ve Türkiye’nin kendi iç koşulları düşünüldüğünde, mesele oldukça karmaşık bir tabloya işaret ediyordu.


Garantörlük Anlaşmalarının Sınırları

Türkiye, 1960 Zürih ve Londra Anlaşmaları çerçevesinde “garantör ülke” sıfatına sahipti. Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, adanın bağımsızlığını ve düzenini garanti eden üç ülkeydi. 15 Temmuz 1974’te Yunan cuntasının desteklediği Nikos Sampson darbesiyle bu denge bozulunca Türkiye’nin müdahale hakkı doğdu.

Ancak bu hak, sınırlı bir müdahale için geçerliydi. Yani Kıbrıs’ta anayasal düzeni yeniden tesis etmek için asker çıkarabilirdiniz; fakat adanın tamamını almak hukuken “işgal” anlamına gelecekti. Böyle bir durumda Türkiye, BM’de ve uluslararası arenada büyük baskı altında kalacak, hatta doğrudan “saldırgan devlet” konumuna düşecekti.


Askeri Kapasite ve Lojistik Engeller

Türkiye’nin 1974’teki askeri kapasitesi, ada genelinde tam hakimiyet kurmaya yetebilecek seviyede değildi. İlk harekât başarılı oldu, Türk Silahlı Kuvvetleri kısa sürede Girne üzerinden adaya çıktı. Ancak ikinci harekât bile ciddi lojistik zorluklarla gerçekleştirildi.

O dönem kara kuvvetleri güçlüydü, ama deniz ve hava desteği kısıtlıydı. Lojistik hatların korunması, mühimmat ve erzak tedariki, Rum ve Yunan birliklerinin direnci gibi faktörler düşünüldüğünde, adanın güneyine inmek çok daha maliyetli ve riskli bir operasyon olacaktı.


Uluslararası Baskı ve ABD Ambargosu Riski

Türkiye, 1974 müdahalesi sonrasında ABD’nin silah ambargosuna maruz kaldı. Bu ambargo yıllarca Türkiye’nin savunma sanayisini olumsuz etkiledi. Eğer ada tamamen alınsaydı, yalnızca ambargo değil, belki doğrudan NATO içinde yaptırımlar ve siyasi izolasyon da gündeme gelebilirdi.

İngiltere’nin Kıbrıs’taki üsleri de unutulmamalı. Londra, Akdeniz’deki çıkarlarını korumak için adım atmaktan geri durmazdı. ABD ve İngiltere’nin açık tepkisi, Türkiye’yi yalnız bırakabilirdi. Soğuk Savaş’ta böylesine bir yalnızlık, Sovyetler Birliği’nin baskısına da kapı aralardı.


Erbakan’ın Sözü ve Ecevit’in Tutumu

Necmettin Erbakan’ın ünlü “Girdik mi yarım bırakmak olmaz” sözleri iç politikada yankı bulsa da, uluslararası dengeler açısından uygulanabilir değildi. Başbakan Bülent Ecevit, daha temkinli bir politika izlemeyi tercih etti. Çünkü adanın tamamını almak, sadece kısa vadeli bir “zafer” değil, uzun vadeli bir kriz anlamına gelecekti.

Türkiye’nin o dönemde kırılgan ekonomisi, siyasi istikrarsızlığı ve dış politikadaki yalnızlığı göz önünde bulundurulduğunda, işgal sonrası yönetim, Rum nüfusun tepkisi, olası direnişler ve diplomatik abluka, Türkiye için ağır bir yük haline gelirdi.


Soğuk Savaş’ın Akdeniz Dengeleri

1970’lerde Akdeniz, ABD ve Sovyetler Birliği arasında kritik bir rekabet alanıydı. Türkiye’nin Kıbrıs’ın tamamını alması, Moskova’nın doğrudan devreye girmesi için bir gerekçe olabilirdi. Aynı şekilde NATO içinde de Türkiye’ye karşı büyük bir tepki oluşurdu.

Bu yüzden Ankara, adanın kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturmayı tercih etti. Bu tercih, hem Türklerin güvenliğini sağladı hem de uluslararası dengeleri doğrudan karşısına almadan denge siyaseti kurma imkânı sundu.


“Bugün Daha Huzurlu Olurduk” Söyleminin Gerçekçiliği

Kimi çevreler, “Ada’nın tamamı alınsaydı bugün huzur olurdu” yorumunu dile getiriyor. Ancak tarihsel olarak bakıldığında, işgal edilen bir bölgenin uzun vadede huzurlu olduğu örnekler nadirdir.

Rum nüfusun tamamen sürülmesi ya da baskı altında tutulması, sürekli bir direniş ve isyan döngüsü yaratabilirdi. Bu da Türkiye’nin hem ekonomik hem askeri kaynaklarını tüketirdi. Bugün Kuzey Kıbrıs’ta kurulan statüko, tüm sorunlarına rağmen Türkiye için daha yönetilebilir bir denge sağladı.

Ersan Diamond Kimdir ve Neden Gözaltına Alındı?


Özetle

Kıbrıs’ın tamamının alınmamasının nedeni, sadece siyasi liderlerin tercihleriyle açıklanamaz. İşin içinde uluslararası hukuk, askeri kapasite, Soğuk Savaş dengeleri, NATO ve ABD’nin baskıları, İngiltere’nin üsleri ve Rum nüfusun geleceği gibi birçok faktör vardı.

Bazen yarım bırakmak, “zayıflık” değil, hayatta kalmak için en akıllıca yol olabilir. 1974’te alınan karar da tam olarak buydu: Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta Türk halkının güvenliğini garanti altına aldı, fakat büyük bir savaşın ve uluslararası izolasyonun kapısını aralamadı.

Bugün hâlâ tartışılan bu karar, aslında Türkiye’nin o dönemdeki şartlarını en iyi özetleyen bir gerçekliktir: Kıbrıs’ın tamamını almak değil, doğru zamanda doğru dengeyi korumak hayatta kalmanın tek yoluydu.

Trendler

Exit mobile version